Kadınlar Cinsel Kimliği İle Barışıyor

06 Ekim 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık

Kadınların pek çoğu kadın kimliğinden şikayetçi. Bu kimliğin yüklediği rollerin ağırlığı altında ezilenlerin ortak cümlesi; “Kadın olmak ne kadar zor.”

Ev hayatında dırdırcı, iş hayatında mükemmeliyetçi, temizlik konusunda takıntılı, başkalarının düşüncelerine gereğinden fazla değer veren kadınlar zihinsel iyileşme eğitimi sonrasında aslında kadın olmanın angaryalarla değil, keyifle dolu olduğunu öğreniyor…

Kadınlardaki bazı rahatsızlıklar kadın kimliğinden memnun olmamaktan kaynaklanıyor…

Ana Dolu Kadın ve Hamile Holistik Sağlık Akademisi yöneticisi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ayşe Duman “Kadın kimliğinden memnun olmayan kadının şikayetleri bedeninde öncelikle kadınlığını temsil eden bedensel fonksiyonlarında, cinsel fonksiyon bozukluğu, adet düzensizliği veya infertilite olarak ortaya çıkmakta. Sonrasında annelik, eşlik, gelin veya kaynana olma rolünde sorunlarla kendini göstermekte.

Bu rahatsızlarla kendini ifade eden ruh-beden ayrışması, sonrasında daha büyük hastalıklara hatta kansere bile yol açabiliyor” şeklinde konuştu.

İnsan olmanın gereği, cinsel kimliğimizle barışık bir şekilde yaşamak. Fakat maalesef günümüzde her kesimden, her eğitim seviyesinden kadının kadınlığı ile bir kavgası var. Ve bu kavga zamanla kadın bedeninde ve ruhunda derin yaralar açıyor. Kadın ruhunun incelikleri yok sayılıp bedeni üzerinden yapılan planlar ruhun zorlanmalarını, ardından da bu kavgaları kaçınılmaz kılıyor.

Dr. Ayşe Duman, “Kadının bilinçaltına yerleştirilen değersizlik inancı, sonrasında eğitim ve kariyer planlaması sırasında “başkaları ne der” cümlesiyle başlayan kendi tercihlerini öteleme davranışı, derken, üzerine alınan ve gittikçe ağırlaşan yükler, kadını kendi ruhundan, kendi kimliğinden uzaklaştırıyor.

Kadınlar, kadınlıklarından şikayet ederken aslında, bilinç altında yatan ve toplum tarafından yerleştirilen hipnozlardan şikayet ediyor” şeklinde konuşurken, “bu olumsuz hipnozları silmek için yenine olumlu-bilinçli anlayışı yerleştirmek gerekir”dedi.

Dr. Ayşe Duman, kadının aile ve toplum için çok değerli olduğunun altını çizerken değersizlik inancının bilinçaltından temizlenmesi gerektiğini de ifade etti  “Değersizlik inancı temizlenmedikçe, kadın insanlığına ve kendi ruhuna kavuşmadıkça günlük çareler işe yaramıyor. Artan değersizlik inancını  kadının öfkesi de artıyor.

Kadın öfkesini bazen çocuğundan çıkartıyor, bazen incir çekirdeğini doldurmayan şeylerden büyüyen kavgalar kıskançlık krizlerine dönüyor, kendini ve partnerini cezalandırmak için cinsel sorunlara yol açıyor. İşte bir türlü doğru şekilde dindirilemeyen, bilinçaltından atılamayan bu öfke devam ederse  kadını kronik hastalıklara, depresyona, son noktada kansere sürüklüyor.

Ev hayatında dırdırcı, iş hayatında mükemmeliyetçi, temizlik konusunda takıntılı, başkalarının düşüncelerine gereğinden fazla değer veren ve tüm bunlara kadın olduğu için mecbur hisseden kadınlar zihinsel iyileşme eğitimi sonrasında aslında kadın olmanın angaryalarla değil, keyifle dolu olduğunu öğreniyor…

Dr. Ayşe Duman, “Kadının zihnindeki sıkışmış duygular, geçmeyen iltihaplar olarak akmaya çalışır. Kronik hastalıkların çoğunda olduğu gibi nedeni bilinmeyen kısırlıklar, erken menopoz, düzensiz adetler, endometriozis gibi hastalıklarda, zihin-beden bütünlüğünde çatlamalar görmekteyiz. Zihni ve duyguları rahatlayan kadın, bedenindeki iyileşmeyi de kısa zaman içinde görebiliyor. Bizim eğitimlerimizde sadece hipnoz ya da EFT yok. Grup içinde öncelikle kadın olmanın aslında güzel olduğunu, güzellikler barındırdığını konuşup bunları fark etmelerini sağlıyoruz.” dedi.

Zaman içinde kadını ruhundan uzaklaştıracak süreçler, söylemler sadece kadında değil aynı zamanda aile ve toplumda da kapanmayan yaralara yol açar” diyen Dr. Ayşe Duman, İşte kadın, bu eğitimlerle kendi kimliğini yeniden tanıyıp sevmeyi öğrenirken, sadece kendisi için değil ailesi ve toplum için de önemli bir adım atar.

Ailenin ve dolayısıyla toplumun temel direği olan kadın, değersizlik inancından kurtulmadığı sürece birilerinin maşası, bir diğerinin kölesi, bazılarının tatmin noktası olarak kalır. Kadın ruhen ve bedenen sağlıklı ise, mutlu bir aile içinde sağlıklı çocuklar yetiştirebilir, kendini iyi ifade edebilir, insan olarak değerini fark edebilir” şeklinde konuştu.

Anne Olmak İsteyenlere İyi Haber!

06 Ekim 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık

Bebek sahibi olmak isteyen, ancak tüpleri kapalı olduğu için bunu başaramayan kadınlar, “Jinekolojik Mikrocerrahi Tekniği” ile tüp bebeğe gerek kalmadan doğal yollarla hamile kalabiliyor.

Tekniğin dünyadaki önde gelen uygulayıcılarından Kanada Vancouver British Columbia Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Victor Gomel, Türkiye’deki meslektaşlarına Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim verdi.

Gomel’in öğrencisi, Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recai Pabuçcu’nun yanı sıra, Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden uzmanların da katkı verdiği eğitimde, 40 dolayında kadın hastalıkları ve doğum uzmanı uygulamalar yaparak teknik hakkında bilgi sahibi oldu.

“Jinekolojik Mikrocerrahi Tekniği ile ilgili bilgi veren Gomel, tüpleri doğuştan kapalı olup Bebek sahibi olmak isteyen kadınlarda genellikle tüp Bebek yöntemine başvurulduğunu, ancak bu teknikle tüp Bebek uygulamasına gerek kalmadığını söyledi.

Gomel, yöntemin aynı zamanda tüplerini bağlatan, ancak tekrar Bebek sahibi olmak isteyen kadınlara da uygulanabildiğini, ancak, bu tekniğe başvuracak uzmanların özel bir eğitimden geçmesi gerektiğini bildirdi.

 

Prof. Dr. Gomel, “Teknik sayesinde, kadının tüplerinin tıkalı olan yeri mikroskopik yöntemle çıkarılıp sağlıklı kısımlar birbirine yeniden ekleniyor. Böylece kadın tüp Bebek yöntemine gerek kalmadan Bebek sahibi olabiliyor” dedi.

Prof. Dr. Recai Pabuçcu da, “Jinekolojik Mikrocerrahi Tekniği”nin, hangi nedene bağlı olursa olsun tüpleri tıkalı kadınlara uygulandığını, mikroskobik yöntem kullanılarak kapalı kanalların açılabildiğini anlattı.

Kadın tüplerinin çok ince olması nedeniyle işlemin ancak çok gelişmiş özel mikroskop altında yapılabildiğini belirten Pabuçcu, tıkalı yerleri çıkartılıp sağlıklı kısımlarının birbirine bağlanmasıyla tüplerde yeniden bir bütünlük sağlandığını söyledi. Pabuçcu, “Sorun çözüldüğü için kadın böylece doğal yollardan hamile kalabiliyor” dedi.

Pabuçcu, bu yöntemin 38 yaşın altındaki kadınlarda, tüplerde fazla yapışıklık olmaması ve kapalı kısımları çıkarıldıktan sonra tekrar bağlanan tüpün uzunluğunun 4 santimden uzun olması halinde daha başarılı sonuç verdiğini, bu durumda Bebek sahibi olabilme şansının yüzde 60-90 arasında değiştiğini bildirdi.

“Jinekolojik Mikrocerrahi Tekniği”nin tüp bebeğe göre hem daha az zahmetli hem de masrafsız olduğunu kaydeden Pabuçcu, “Tüp Bebek tedavisinde yumurtalıklar bazen aşırı büyüyüp farklı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Ayrıca her tüp Bebek denemesi için ayrı masraf yapılıyor. Oysa bu yöntemle doğal yolla Bebek sahibi olunduğu için böyle riskler olmuyor” şeklinde konuştu.

Bu yolla hamile kalan kadınların sorunsuz bir hamilelik geçirdiğini ifade eden Pabuçcu, “Bu operasyonu geçiren hasta bir gün sonra evine çıkabiliyor. 6-7 ay içinde de gebe kalabiliyor” dedi.

Diyet Yapmak Beyinde Başlar!

06 Ekim 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık

Her pazartesi diyete başlayıp salı günü sona erdirenlerden misiniz? O zaman bu haber sizin için…

İşte Diyetisyen Müge Arslan’dan hayatınızı kâbusa çevirmeden diyet yapmanın ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmanın tüyoları!

Diyetisyen Müge Arslan, diyetle ilgili olan sona ermek bilmeyen savaşımızın altında yetersiz ve dengesiz beslenme alışkanlıklarımızın yattığını belirtiyor ve uzun süreli bir değişiklik yaratabilmek için öncelikle beynimizde bir şeyleri değiştirmemiz gerektiğinin altını çiziyor.

Diyetin öncelikle beyinde başladığını söyleyen Arslan, beyin diyetinin ayrıntılarını bizlerle paylaşıyor.

İşte diyetisyen Müge Arslan’dan kilo sorununuza kalıcı çözüm getirecek olan 5 ilkelik beyin diyeti;

Birinci İlke: Sevgi

Hayatın her evresinde olduğu gibi her şeye kendinizi sevmekle başlayın. Aynaya bakın ve tüm fazla kilolarınıza rağmen bedeninizi sevmenin bir yolunu bulun. Unutmayın, bedeniniz sizi bütün bir hayat boyu taşıyor.

Ona minnettar olun ve onu sağlıksız yiyeceklerle doldurmak zorunda olmadığınızı fark edin. Kendinizi sevin ve içinizdeki gücün, potansiyelin farkına varın. Evet, isterseniz değişebilirsiniz!

İkinci İlke: Güven ve İnanç

Hayatın her alanında olduğu gibi diyette de başarılı olmanız için gereken iki ayrılmaz şey güven ve inançtır. Diyete başlarken kendinize ve beraber yola çıktığınız diyetisyeninize güveniniz tam olsun. Diyetinize tam uyamadığınız zamanlarda bile kendinize olan inancınızı kaybetmeyin ki, tekrar diyetinize dönecek gücü kendinizde bulabilin.

Üçüncü İlke: Doğru Hedef Belirleme

Kendinize güvenin ama imkânsızı başarmayı beklemeyin. Hiçbir zaman çok kısa sürede bütün fazlalıklarınızdan kurtulmaya çalışmayın. Hedefiniz kısa zamanda kilo vermek değil, daha sağlıklı bir yaşam tarzına sahip olarak yavaş yavaş kilolarınızdan kurtulmak ve bir daha da almamak olsun.

Dördüncü İlke: Emek ve Azim

Kilo vermek için emek vermeniz gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Diyet sürecinde her zaman aynı hız ve miktarda kilo kaybedemeyebilirsiniz. Dönemsel olarak metabolizmanızda yavaşlamalar hatta duraksamalar olabilir.

Ancak bu dönemde de diyetisyeninizin önerilerini dinlemeli ve onun gösterdiği yolda emin adımlarla ilerlemelisiniz. Diyetisyeniniz tarafından düzenlenen listenizi özenle ve azimle uygulamaya devam edin. Sonuçlarını er ya da geç fark edeceksiniz.

Beşinci İlke: Başarı

Kendinizi severek diyet yapmaya karar verdiniz. Ardından kendinize inanarak doğru hedef belirlediniz ve emek sarf edip azim göstererek bu hedefe doğru ilerlediniz. Tüm bu ilkeleri yerine getirdiğinizde beşinci ilke yani başarı, kendiliğinden gelecek.

Dengeli beslenerek aç kalmadan, yaşam tarzınıza adapte edilmiş bir diyetle sosyal yaşantınızı kısıtlamadan kalıcı kilo kaybı elde edeceksiniz.

Beyin diyetiyle siz de vücudunuzu ve hayatınızı değiştirebilirsiniz!

en güzel tatlı tarifleri

06 Ekim 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık


Kadının en güzel olduğu yaş hangisi?

04 Ekim 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık

Bilim insanları son kararını verdi!

03 Ekim 2011 Pazartesi, 17:06:33

İngiltere‘de yapılan bir araştırma, kadınların hangi yaştayken güzelliklerinin doruk noktasında olduklarını ortaya koydu.

 ‘Yaşını almış’ en ünlü güzellerin fotoğrafları için TIKLAYINIZ!

Kadınların en çekici zamanının genç kızlık dönemi olduğuna dair asırlık miti yalanlayan yeni bir araştırmaya göre, 31 yaşındaki kadınlar güzelliklerinin doruk noktasındalar.

20’li yaşlarının sonunda ve 30’larının başında olan kadınlar, taze yüzlü 18-19’luklardan çok daha çekici bulunuyor diyor araştırmacılar.

Telegraph’da yayınlanan habere göre, 2,000’den fazla kadın ve erkekten oluşan araştırma grubundan çıkan sonuç güzelliğin görünüm kadar kişilikle de bağlantılı olduğu…

İngiliz kadını otuzlu yaşlarında evli ve çocuk sahibi oluyor. Yine de kadınların hangi yaşta daha çekici olduğu sorulan bireylerden büyük çoğunluğu başka her hangi bir yaş yerine 31’i seçmekte ısrarcı davranıyor.

Neden? Çünkü hala iyi görünen bu yaştaki kadın, aynı zamanda sadece yaşla birlikte kazanılan x faktörüne de sahip oluyor; kendine güven.

Katılımcıların yüzde 70’i güzelliği kendine güven olarak tanımlarken, yüzde 67’si iyi bir görünüm ve yüzde 47’si stil sahibi olmayı da gerekli şartlar olarak nitelendiriyor.

Hüseyin TIRMANdr@flavius.infoSaçlarınızı kaybetmek kaderiniz değil

03 Ekim 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık

 Kadın ya da erkek olmanız fark etmez. Saçlarınız dökülüyorsa aşağıda sıralayacağım yöntemle onları sağlığına kavuşturabilirsiniz.

SAÇ MEZOTERAPİSİ

Mezoterapi, cildin orta tabakasına uygulanan bir tedavi yöntemidir. Saç Mezoterapisi, saçın ihtiyacı olan vitaminlerin, minarellerin, proteinlerin, vs. saçlı deri içine çok ince iğnelerle enjekte edilmesidir. Saç Mezoterapisi, saç çıkaran ürünler, kıl köklerini besleyen vitaminlerin, antioksidanların ve kan dolaşımını arttırıcı ilaçların özel iğneler ile saçlı deriye verilmesine dayanır.

Mezoterapi dökülmeyi iyileştirmek ve kontrol altına almak için ek bir yöntemdir. Son yıllarda saç çıkardığı ispat edilmiş yeni moleküllerin de eklenmesi ile içerik çok daha güçlü hale gelmiştir. Sonuçlar yüz güldürücü ve kalıcıdır. Mezoterapi, yararlı ürünleri doğrudan ilgili dokuların etrafına veren bir tıbbi tekniktir. Saçın ihtiyacına göre birkaç uygulama ile 6-10 seanslık tedaviler programlanır.

Saç gelişimi için gerekli olan eksiklerin giderilmesiyle daha dolgun, hacimli ve parlak saçlara sahip olunur. Mezoterapide eksik olan maddeler küçük dozlarda ve direkt olarak saç köküne verildiği için yan etki riski oldukça az ve ihmal edilebilir olup, etki çok kısa sürede elde edilir.

P.R.P TEDAVİSİ (PLATELET RICH PLAZMA)

Kendi kanınızdaki hücreleri kullanarak saçlı deri dokusunun ve içindeki saç köklerinin onarılması, yenilenmesi ve güçlendirilmesi metodudur. Tedavi edilecek kişiden alınan 10ml. kan özel santrifuj ve mikrofiltrasyon yöntemlerinden geçirilip kırmızı hücreleri ayrıştırıldıktan sonra beyaz hücre ve platelet ya da trombosit dediğimiz hücrelerden zengin bir plazma materyali elde edilir. Amaç bu zengin materyalle saç kaybını durdurarak sağlıklı saç döngüsünü kazandırmak ve saç tellerini güçlendirmektir.

İşlem yaklaşık 30 dakikada tamamlanmaktadır. Uygulama bölgesinde doku gelişimi başlar, hasarlı zayıf saç folikülleri onarılırlar ve yeni güçlü saç üretmeye başlarlar. Hem kadınlar hem de erkekler için sonucu çok memnun edici bir uygulamadır. 3 seans PRP yeterlidir, mezoterapi ile kombine edilerek uygulanabilir.

Grip Aşısı Kalp Krizinden Koruyor’

03 Ekim 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık

‘Araştırmalar, grip ile kalp hastalıkları arasında önemli bir ilişki olduğunu gösteriyor’ diyen kardiyologlara göre grip aşısı, kalp hastalarının kriz riskini ciddi oranda azaltıyor.

 

 Kalp rahatsızlıkları, tüm dünyada hala yaşam kayıplarına neden olan hastalıklar arasında ilk sırada yer alıyor. Bu nedenle, hastalığın önüne geçmek için alınacak önlemler büyük önem taşıyor.

Araştırmaların, grip ile kalp hastalıkları arasındaki ilişkiye dikkat çektiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ayşegül Karahan Zor, grip aşısı yaptıran kalp hastalarının kalp krizi riskinde ciddi oranda azalma olduğunu söyledi. Dr. Zor, diyabet, kalp yetersizliği gibi kronik hastalığı olanlar ve 50 yaş üstü kişilerin her yıl mutlaka grip aşısı yaptırması gerektiğinin altını çizdi

Dr. Zor, “Kalp rahatsızlığı olanlar, gribe yakalanma açısından daha fazla risk taşımıyor ancak, kalp yetersizliği olan hastalarda grip ataklarından sonra daha ciddi solunum yolları enfeksiyonlarının oluştuğunu ve vakalarının da arttığını biliyoruz” diye konuştu.

“Damar sertliği süreci iltihabi bir durumdur. Damar sertliği başlangıcı olan hastaların damarlarında, bağışıklık sistem hücreleri plaklar içinde birikir” diyen Dr. Zor, şu bilgileri verdi: “Grip gibi sistemik hastalıklar ortaya çıktığında ise buradaki hücreler daha aktif hale gelir. Bu da içerisinde yoğun miktarda kolesterol bulunan plaklarda yırtılmalara yol açarak pıhtılaşmayı tetikler. Bu sonucu önlemek için grip aşısı yapılması faydalıdır. Grip aşısı bunlara karşı da bir koruma sağlar.”

KALP KRİZİ YÜZDE 50 ORANINDA AZALIYOR

Bir yıl içerisinde erişkin bireylerin yüzde 10’u ya da yüzde 20’sinde grip hastalığı görülüyor. Koroner arter hastalığı olan bireylerde aşılanma oranının yüzde 30’lar seviyesinde olduğunu söyleyen Dr. Zor, herhangi bir kalp krizi veya planlanmış bir anjiyoplasti stent işlemi için hastaneye yatan hastalara aşı yapıldığında, özellikle grip mevsiminde bu hastalarda ölüm ya da yeniden kalp krizi geçirme oranının yüzde 50 azaldığını belirtti.

Dr. Zor’un verdiği bilgiye göre, grip aşısının daha önce kalple ilgili bir sorun yaşamayanlarda, kalp krizini önlediğine dair herhangi bir veri yok. Grip aşısı olmak için önerilen aylar ekim ve kasım, ancak grip atağı yaşayanlar, sonbahar ve kış sezonu boyunca da grip aşısını yaptırabiliyor.

En çok onlar sigara içiyor

02 Ekim 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık

Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi tarafından yapılan araştırmadan çıkan ilginç sonuç

Maden ve inşaat işçileri ile yiyecek servisi çalışanlarının daha fazla sigara içtiği belirtildi.

Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, maden işçileri, otel ve yiyecek servisi çalışanlarının yüzde 30′u, inşaat işçilerinin de yüzde 29,7’si sigara içiyor.

Sigara içme oranının yüksek olduğu diğer meslekler şöyle sıralandı: Atık işleme yüzde 24,3, emlak 23,4, imalat yüzde 23,2, perakende satış yüzde 23,1.

En az sigara içme oranı ise eğitim sektöründe çalışanlarda gösteriyor. Buna göre, eğitim sektörü çalışanlarının yüzde 9,7′ü, işletme çalışanlarının yüzde 9,8′i, finans ve sigortacılık çalışanlarının yüzde 13,9′u ve teknik servis çalışanlarının yüzde 14′ü sigara içiyor.

Time dergisinin internet sitesinde yer alan ve 2004-2010 yılları arasını kapsayan araştırmada, ABD’de yetişkinler arasında sigara içenlerin oranı da, yüzde 19,3 olarak belirlendi. 1987-1994 yılları arasında yüzde 27,8 olan bu oranın düşmesi, sigara ile mücadelenin olumlu sonuç verdiğini gösteriyor.

Araştırma ayrıca, sigara içme oranının yaş, ekonomik ve eğitim durumu ile ilgisi olduğunu da ortaya koyuyor. 18-24 yaşları arasındaki gençlerin yüzde 23,8′i sigara içerken, bu oran, liseden mezun olmayanlarda yüzde 28,4′ü, fakirlik sınırı ya da altındaki yetişkinlerde ise yüzde 27,8′i olarak gerçekleşiyor

Horlamanın Nedenleri ve Çözümleri

29 Mayıs 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık

634696_detay

Yetişkinlerin % 50’sinde zaman zaman, %25′inde ise sürekli görülen horlama, özellikle 65 yaşından sonra erkeklerin %70′inde, kadınların ise %56’sında sorun olarak kendini gösteriyor.

Uyku sırasında yumuşak damak, dil ve boğaz kaslarının gevşemesinin ileri boyutlara ulaşabileceğini belirten uzmanlar, bu durumda negatif basıncın solunum yolunu kapatabileceği ve hastanın nefesinin durabileceği uyarısında bulunuyor. Uzmanlar, bu sorunun çözülmesi için öncelikle kilo kontrolünün sağlanması, yatakta sırt üstü yatılmaması, çözüm elde edilememesi halinde ise diğer tedavi seçeneklerine başvurulması ve sorunun giderilmesi gerektiğini belirtiyor.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi KBB Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret İleri, yaptığı açıklamada, horlamanın uyku sırasında gürültülü solunum olarak tanımlanabileceğini söyledi. Erişkinlerin %50’sinin zaman zaman, %25′inin ise sürekli horladığını; 65 yaşından sonra erkeklerin %70′inde, kadınların ise %56’sında horlama ve uyku apnesi görüldüğünü belirten İleri, burun tıkanıklığının horlamayı ve uyku apnesini alevlendirdiğini ifade etti. Horlamanın ciddi bir sosyal sorun olduğunu dile getiren İleri, yaşamın neredeyse üçte birinin uykuyla geçtiğini düşünüldüğünde horlayan kişinin partneri için gecenin kabusa dönüşebildiğini söyledi. İleri, bu nedenle horlayan kişinin doktora genellikle partnerlerinin baskısı ile geldiğini ifade ederek, horlamanın özellikle erişkinlerde yaşla birlikte arttığını, erkeklerde daha fazla görülürken ileri yaşlarda kadınlarda da bu oranın erkeklere yaklaştığını belirtti.

“PİJAMAYA TENİS TOPU DİKİLMELİ”
İleri’nin verdiği bilgiye göre, basit horlama tedavisi için öncelikle kilo kontrolünün sağlanması gerekiyor. Çünkü, horlayan ve apnesi olan kişilerin büyük çoğunluğunu fazla kilolu kişiler oluşturuyor. Sırtüstü yatış pozisyonu horlamayı artırıyor. Bu nedenle yan ve yüzüstü yatılması gerekiyor. Uyku sırasında bu pozisyonu koruyabilmek için pijamanın sırt veya bel kısmına tenis topu dikilmesi tavsiye ediliyor. Tedbirlere rağmen düzelmeyen hastalarda, hastanın gereksimine ve hekimin deneyimine göre tedavi seçeneklerinin uygulanması gündeme geliyor. Bunlar arasında diş ve damak aparatları bir seçenek olarak sunuluyor. Bunlar, horlamaya engel olması için, çene ve dil pozisyonunu ayarlayarak hava yolunu açık tutmayı amaçlayan, her gece uykuda ağza takılması gereken ve hastaya özel üretilen protezleri içeriyor.

Maydanoz ve faydaları

29 Mayıs 2011 Yazan admin  
Kategori Sağlık

b-399777-maydanoz_1

Missouri Üniversitesi’nden araştırmacılar fındık, meyve,kereviz, maydanoz ve diğer yeşilliklerin içerisinde bulunan apigenin isimli bir maddenin göğüs kanseri tümörlerine karşı etkili olduğunu ortaya çıkardı.

Vücutta bir tümör meydana geldiğinde gelişimi için gerekli bir kılcal damar ağına ihtiyaç duyar. Apigenin bu kılcal damar ağının meydana gelmesini engellemekte ve tümörün büyümesini durdurmaktadır. Milliyet’te de yer alan habere göre, ancak bu madde maalesef tümörün meydana çıkışını engellemiyor. Bilim adamlar henüz ne oranda maydanoz yenmesi gerektiğini hesaplayabilmiş değil. ancak tüm kadınların her öğünde birkaç dal maydanoz yemesinin yararlı olacağını da vurguluyorlar.

« Önceki YazılarSonraki yazılar »




Aşk Mesajları Ayrılık Mesajları Evlilik Sözleri Komik Sözler Türkü Sözleri Yalnızlık Mesajları Sitem Sözleri Nefret Sözleri Ulusal Gazeteler Günlük Gazeteler İngilizce Gazeteler Yerel Gazeteler Spor Gazeteleri KKTC Gazeteleri Azerbaycan Gazeteleri Yerel Dergiler Formda Kalmak Diyet Hakkında Cilt Bakımı Yüz Bakımı Vücut Bakımı Sağlıklı İlişki Seksi Olmak Kalp Çalma Wipeoutturkey Hastaneler Tren Seferleri Bankalar AOF Büroları Tc Kimlik No SSK Hizmet Dökümü Sinema Emekli Sandığı Key Ödelmeleri Bağkur Bilinmeyen No'lar AÖF Sonuçları KPSS Sonuçları Hava Durumu Posta Kodları İl Trafik Kodları Fenerbahce Beşiktaş Galatasaray Trabzonspor Sansa Bak On Numara Şans Topu Sayısal Loto Milli Piyango Atyarışları iRc Komutları Op-Sop Kuralları miRc Script Duvar Yazıları Rüya Tabirleri Kitap Hazır SMS ler Diziler

Sohbet ilkyardim eğitim merkezi