Ölümsüzlüğün Sırrı Çözülüyor

Kanada’nın Carleton Üniversitesi’nden bilim adamları kışın iç orgonlarını dondurup ilkbaharda ısıtarak çözen orman kurbağasında ölümsüzlüğün sırrını arıyor.
Bilimsel adı Rana Sylvatica olan orman kurbağasının bedeni donup şurup kıvamına dönüştükten sonra soluk alması, kalbi ve beyni duruyor. Tıbben ölen kurbağanın organlarını sıvı halden nasıl kütleye dönüştüğünü araştıran Ken ve Jenet Storey, “Başarılı olursak, insanları da uzun süre yaşatabiliriz” dedi.
Kaynak : Star
Türk Ekonomisi İyi Sinyaller Veriyor

A.A muhabirinin derlediği bilgilere ve yaptığı hesaplamalara göre, ilk çeyrekte yüzde 11,7 büyüyen Türkiye, 243,3 milyar liralık GSYH’ya ulaştı. Ekonominin bu yılı, yüzde 6 ve yüzde 6′nın üzerinde bir büyüme rakamıyla kapatması bekleniyor.
Türkiye, küresel finansal krizin de etkisiyle geçen yılın ilk çeyreğini yüzde 14,5 daralma ve 209,7 milyar liralık GSYH ile kapatmıştı. 2009 yılının sonunda ise Türk ekonomisi yüzde 4,7 küçülmüş ve 953,9 milyar liralık GSYH’ya ulaşmıştı.
Rakamların iyimser bir tablo çizdiği Türk ekonomisinde bu yılın Temmuz ayı itibariyle de yıllık enflasyon, beklentilerin üzerinde düşüş gösterdi. Temmuz ayında yıllık enflasyon TÜFE’de yüzde 7,58, ÜFE’de yüzde 8,24 oldu. 2009 yılında ise TÜFE yüzde 6,53, ÜFE yüzde 5,93 olmuştu.
Temmuz ayı enflasyon rakamlarına yönelik değerlendirmelerde, mevsimsel etkilere dikkat çekilirken, gıda ve giyim ürünlerindeki indirimler ile vergi indirimlerinin baz etkisine de işaret ediliyor.
-İHRACAT, İTHALAT-
Geçen yılın ilk yarısında dış pazarlardaki daralmayla birlikte düşen ihracat, bu yılın ilk ilk yarısında yüzde 14,9 arttı ve 54,8 milyar dolara yükseldi. Geçen yıl aynı dönemde bu rakam 47,7 milyar dolar, yılın tamamında ise 102,1 milyar dolar olmuştu.
Türkiye’nin ithalatı da Ocak-Haziran döneminde yüzde 33,6 artışla 83,3 milyar dolar olarak gerçekleşirken, geçen yıl söz konusu dönemde ithalat 62,4 milyar dolar olmuştu. Türkiye geçen yıl 140,9 milyar dolar da ithalat yapmıştı.
Türkiye’nin dış ticaret açığı ilk 6 ayda 28,5 milyar dolar, ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 65,8 oldu. Dış ticaret açığı, geçen yıl aynı dönemde 14,6 milyar dolar, ihracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 76,5 olarak gerçekleşmişti. 2009 yılında Türkiye’nin dış ticaret açığı 38,8 milyar dolar, ihracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 72,5 olmuştu.
Bu arada, AB ülkelerinin Türk ihracatının en büyük pazarı olduğu göz önüne alındığında, Avrupa ekonomilerinin içinde bulunduğu sorunların halen Türkiye için önemli bir risk teşkil ettiği ifade ediliyor.
-CARİ AÇIK-
Cari işlemler dengesine bakıldığında da Türkiye’nin 17,4 milyar dolarlık cari açığı bulunuyor. Geçen yıl aynı dönemde, bu rakam 5,2 milyar dolar olurken, yılın tamamında 13,9 milyar dolar olarak gerçekleşmişti.
Bu arada, uluslararası değerlendirmelerde ithalattaki güçlü seyre bağlı olarak GSYH’nın yüzde 4,75′ine yükselmesi beklenen cari açığın yaratacağı risklere dikkat çekildi. Küresel belirsizliklerin de olduğu bir ortamda bu gelişmelerin büyümeyi istikrarsız dış finansmana bağımlı hale getirebileceği ifade ediliyor.
-BÜTÇE DENGESİ-
İlk 6 ay kümülatif gerçekleşmeleri çerçevesinde bütçe giderleri 136,5 milyar lira, bütçe gelirleri 121,1 milyar liraya çıkarken, bütçe açığı da yüzde 33,5 gerilemeyle 15,4 milyar lira oldu. Geçen yıl aynı dönemde, bütçe gideri 124,8 milyar lira, bütçe geliri 101,6 milyar lira, bütçe açığı da 23,2 milyar lira olmuştu.
2009 yılında ise 268,2 milyar lira bütçe gideri, 215,5 milyar lira bütçe geliri, 52,8 milyar liralık da bütçe açığı gerçekleşmişti.
Türkiye’nin iç borç stoğu 2010 yılının ilk çeyreğinde 343,1 milyar lira, dış borç stoğu da 266,6 milyar dolar oldu. Geçen yıl Türkiye’nin iç borcu 330 milyar lira, dış borcu ise 268,2 milyar dolar olarak kayıtlara geçmişti.
Merkez Bankası rezervlerine bakıldığında da 2010 yılının ilk 3 ayında 72,9 milyar dolarlık rezervi bulunurken, geçen yıl bu rakam 70,7 milyar dolar olmuştu.
-İŞSİZLİK-
Türkiye’nin kronik sorunları arasında bulunan işsizliğe bakıldığında ise geçen yıl Ocak-Haziran döneminde yüzde 14,9 olan işsizlik oranı, bu yıl aynı dönemde yaklaşık 3 puan gerileyerek yüzde 12′ye indi. 2009 yılında Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 14 olarak gerçekleşmişti.
Bu yılın ilk 6 ayında Türkiye’de 3,1 milyon işsiz tespit edilirken, geçen yıl aynı dönemde 3,6 milyon işsiz bulunuyordu. 2009′da ise Türkiye’deki işsizlerin sayısı 3,5 milyon olmuştu.
Ocak-Haziran döneminde Türkiye’de 22 milyon 501 bin kişi istihdam edilirken, geçen yıl aynı dönemde bu rakam 20 milyon 698 bin kişi, 2009 yılının tamamında da 21 milyon 451 bin kişi olmuştu.
Beklentiler, istihdam piyasasındaki toparlanmanın daha uzun bir süre alacağı yönünde.
-BEKLENTİLER-
Bu arada, IMF tarafından en son açıklanan raporda, Türkiye ile ilgili iyimser değerlendirmelere yer verildi. Raporda, 2010 yılı için GSYH büyümesi yüzde 6,1 olarak tahmin edilirken, enflasyonun yüzde 7,6 olacağı öngörüldü. Mali disiplinin önemine işaret edilen raporda, Mali Kural’ın yasalaşarak 2011 yılı bütçesine temel oluşturmasının kritik önemde olduğu vurgulandı.
Öte yandan, Merkez Bankası, son dönemde dış talep göstergelerinin kısmi yavaşlamaya işaret ettiğini ve uluslararası ekonomilerde yaşanan çalkantıların, beklentiler kanalı ile Türkiye’de yurt içi talebi olumsuz etkileme potansiyeline sahip olduğunu dile getirdi. Banka, küresel finans piyasalarında yaşanan sorunların, dış finansmana erişimi kısıtlaması ihtimalinin de bulunduğunu, Türkiye’de kaynak kullanımının henüz kriz öncesi seviyeye ulaşmadığı ve talep baskısının yaşanmadığı bir ortamda, temel enflasyon göstergelerinin orta vadeli hedeflerle uyumlu seyretmeye devam edeceği ve iktisadi faaliyetteki toparlanmanın yavaş ve kademeli gerçekleşeceğini öngördü.
2009 yılına ilişkin makro ekonomik göstergeler ve 2010 yılına ilişkin en son veriler şöyle:
BAŞLICA EKONOMİK GÖSTERGELER 2009 2010 (En son veriler)
Büyüme Hızı (yüzde) -4,7 11,7 (3 aylık)
GSYH (milyon TL) 953,974 243,258 (3 aylık)
Enflasyon (ÜFE) (yüzde) 5,93 8,24 (x)
Enflasyon (TÜFE)(yüzde) 6,53 7,58 (x)
İthalat (milyon dolar) 140,919 83,324 (6 aylık)
İhracat (milyon dolar) 102,135 54,822 (6 aylık)
Dış Ticaret Dengesi (milyon dolar) -38,784 -28,501 (6 aylık)
İhracatın İthalatı Karşılama Oranı 72,5 65,8 (6 aylık)
Cari İşlemler Dengesi (milyon dolar) 13,854 17,433 (5 aylık)
Merkezi Bütçe Gelirleri (milyon TL) 215,458 121,065 (6 aylık)
Merkezi Bütçe Giderleri (milyon TL) 268,219 136,494 (6 aylık)
Merkezi Bütçe Dengesi (milyon TL) -52,761 -15,429 (6 aylık)
İç Borç (milyon TL) 330,005 343,142 (3 aylık)
Dış Borç (milyon dolar) 268,194 266,605 (3 aylık)
Merkez Bankası Rezerv. (milyon dolar) 70,689 72,857 (3 aylık)
İşsizlik oranı (yüzde) 14,0 12,0
İşsiz sayısı (bin kişi) 3.471 3.071
İstihdam (bin kişi) 21.451 22.501
(x) Temmuz ayı itibariyle yıllık enflasyon
AA
Migren Nedir Nasıl Tedavi Edilir

Migren, nörolojik, gastrointestinal ve otonom değişikliklerin çeşitli şekillerde eşlik ettiği primer epizodik (bölüm) bir baş ağrısı bozukluğudur. Nörolojik muayeneler, görüntüleme ve laboratuvar incelemeleri genellikle normaldir ve bunlar daha korkutucu diğer klinik hastalıkların nedenlerinin dışlanmasında yarar sağlar.
A) Migren Atağının Tanımı
Migren atağı, baş ağrısından saatler veya günler öncesinde ortaya çıkan prodrom evresi, baş ağrısının hemen öncesinde oluşan aura evresi, baş ağrısı evresi ve baş ağrısının düzelme evresi şeklinde dört bölüme ayrılabilir. Migren tanısı için zorunlu olarak bulunması gereken bir evre bulunmamaktadır.
1) Öncü Fenomenler (Prodrom) Evresi: Baş ağrısından önceki saatler veya günler içerisinde öncü fenomenler görülür. Hastalar çoğunlukla duygudurumlarında ya da davranışlarında aniden ortaya çıkan psikolojik, nöroloji, otonomik veya bünyesel özellikler gösteren tipik değişikliklerden yakınırlar. Bazı hastalar ise baş ağrısının geleceğini hissedebilir, ancak bunu tam olarak tanımlayamazlar. Bu belirtiler hastadan hastaya çeşitlilik gösterir ancak spesifik bir hastada oldukça tutarlıdır. Depresyon, kognitif işlev bozukluğu ve bazı yiyeceklere istek hali gibi belirtiler görülür. En sık görünen öncü belirtiler yorgunluk-bitkinlik hissi, konsantrasyon güçlüğü, ense sertliğidir.
2) Aura Evresi: Migren aurası, migren atağının öncesinde, atakla beraber veya ender olarak atak sonrasında görülen fokal nörolojik belirtilerin karışımıdır. Bu belirtiler genellikle 5 ila 20 dakika içinde gelişir ve çoğunlukla 60 dakikadan kısa sürer. Baş ağrısı sıklıkla auranın bitiminden sonraki 60 dakika içinde ortaya çıksa da bazı durumlarda birkaç saat gecikebilir ya da hiç ortaya çıkmaz.
Hastaların büyük bir kısmı aura ile baş ağrısı arasındaki sürede kendilerini normal hissetmez. Korku, bedensel yakınmalar, duygudurum değişiklikleri, konuşma ve düşünce bozuklukları veya çevreden soyutlanma hissi görülebilir. Auralar arka arkaya oluşabilir ve sıklığı birkaç saatte birden bir saat içinde birkaç sefere kadar değişiklik gösterebilir. Bunlara migren aura statusu denmektedir.
Oluşan görsel bozukluklar arasında görme alanında kör noktalar, basit ışık çakmaları, noktalanmalar ya da geometrik şekiller sayılabilir. Bunlar aynı zamanda görme alanı boyunca hareket edebildiği gibi görme alanında tireşimler veya dalgalanmalar da olabilir. Belirtilen görsel bozuklukluklar baş ağrısı ile birlikte görülür. Kör noktalar bazen her iki görme alanında da aynı anda görülebilse de ancak ender bir durumdur. Bunlar dışında görsel şekil bozulmaları ve halüsinasyon da görülebilir.
Görme dışı bozukluklar arasında vücut kısımlarını algılamada ve kullanmada bozukluklar, konuşma ve dil bozuklukları, karmaşık rüya veya kabus hali, trans ya da deliryum hali gibi durumlar yer alabilir. En sık görülen ikinci aura şekli olan uyuşmalarda uyuşukluk elde başlar, kola yayılır ve ardından yüze geçerek dudaklar ve dili etkiler; ender olarak bacaklara da etki eder. Migren ahstalarının yarısında uyuşmalar iki yanlı başlar veya sonradan iki taraflı hale gerlir. İşitsel auralar nadiren tek başına görülür, daha çok görsel bir aurayı takiben ortaya çıkar.
3) Baş Ağrısı Evresi: Migrende tipik baş ağrısı tek taraflı, zonklayıcı, orta-ağır şiddette olup fiziksel aktivite ile şiddetlenir. Migren tanısı koymak için bunların hepsi birlikte gerekmez. Ağrı, başlangıcından itibaren iki taraflı olabilir ya da tek taraflı başladıktan sonra diğer tarafa yayılabilir. Ağrı gündüz veya gece her zaman ortaya çıkabilse de en sık olarak sabah 05:00 ile öğlen 12:00 arasında başlar. Başlangıçtan sonraki 2 – 12 saat içinde maksimum şiddete ulaşarak atağa dönüşür, bundan sonra da yavaşça azalarak geçer. Tedavi edilmemiş bir migren atağının ortalama süresi 24 saattir. Erişkinlerde 4 – 72 saat arasında, çocuklarda ise 1 – 48 saat arasında değişkenlik gösterebilir.
Baş ağrısının şiddeti büyük farklılıklar gösterse de ortalama olarak 0 ila 10 arası şiddet değerlendirmesinde 7 – 8 arasındadır. Çoğunlukla hastalarca zonklayıcı şekilde görülür ancak bu, başka baş ağrısı tiplerinde de görülebilir. Fiziksel aktivite veya başın basit hareketleriyle bile şiddetlenir.
Migren ağrısı her zaman başkaca özelliklerle birlikte bulunur. Anoreksi sıkça görünse de bazı yiyeceklere (örn: çikolata) istek hali de olabilir. Hastaların tamamına yakınında (%90 gibi) bulantı olur, buna karşılık bunların 1/3′ünde kusma meydana gelir. Yine hastaların çoğunda fotofobi (ışıktan korkma), fonofobi (sese karşı hassasiyet), osmofobi (kokulardan rahatsızlık) gibi, duyularda belirgin duyarlılaşma ortaya çıkar, hasta karanlık ve sessiz bir oda arar.
4) Düzelme Evresi: Ağrı giderek azalır ve kaybolur. Hasta kendini yorgun huzursuz ve kayıtsız hissedebilir, konsantrasyon azalması, kafa derisinde hassasiyet, duygudurum değişiklikleri görülebilir. Buna karşın, bazı hastalar ise kendini aşırı derecede iyi ve yenilenmiş hissedebilir; bazıları ise depresif ve hasta gibi hissedebilir.
B) Migren Sendromları
1) Aurasız Migren (Basit Migren): Beyinde yaygın veya tek taraflı zonklayıcı baş rahatsızlığı ile karakterize, aralıklı bir sendromdur. Bu tanıyı koyabilmek için her biri 4 – 72 saat süren, dört ağrı özelliğinden en az ikisini ve ilişkili özelliklerden en az birini gösteren 5 atak gereklidir. Bu dört ağrı özelliği; tek taraflılık, zonklayıcı nitelik, orta-ağır şiddet ve rutin fizik i aktivite ile artma sayılabilir. Ataklara bulantı, kusma, fotofobi (ışıktan rahatsız olma), fonofobi (gürültüden rahatsız olma) ve/veya iştahsızlık eşlik edebilir. Aralıklarla yineleyici atakların da bildirilmiş olması gerkir. Bütün bu belirtilere rağmen yine de migrenin diğer nedenleri dışlanmalıdır.
Migren 3 günden daha uzun sürerse migren statusu terimi kullanılır. Bazen hastayı sabaha karşı uyandırabilmekte ise de günün veya gecenin herhangi bir saatinde başlayabilir. Atakların sıklığı çeşitlilik gösterir; hayatta birkaç kez olabilirken haftada birkaç kez de olabilir. Ortalama bir migren hastası ayda bir veya iki kez baş ağrısı çekebilir. En az beş atağın aranmasının nedeni beyin tümörleri, sinüzit ve glokom ve birçok organik hastalığın migreni taklit eden baş ağrılarına neden olabilmesidir.
2) Auralı Migren (Klasik Migren): Tamamen düzelen bir veya daha fazla nörolojik belirti, auranın 4 dakikadan uzun sürede gelişmesi, auranın 60 dakikadan kısa sürmesi ve auranın ardından baş ağrısının başlamasına kadar geçen sürenin 60 dakikadan kısa sürmesi gibi sayılabilecek dört özellikten en az üçünün ve en az iki atağın olması gereklidir. Auralı migreni olan hastaların çoğunda aurasız migren atakları da görülebilir. Sıklıkla görme yarı alanı içinde geometrik biçimde olan renklerin, canlı görsel ışık dizileri şeklinde aura ile ortaya çıkmasıdır. Zonklayıcı baş ağrısı genellikle görsel bulguların karşı tarafındadır ve hastada bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi ve iştahsızlık olabilir. Aura’lı migren görme alanı bozuklukları ve hemisensoriyel kayıp gibi geçici nörolojik bozukluklarla birlikte olur. Aura tipik ve hep aynı özellikleri gösteriyorsa, arkasından gelen baş ağrısı migrenöz özellikleri göstermese de auralı migren tanısı konabilir. Migren aurası, küme baş ağrısı gibi diğer baş ağrılası tipleriyle birlikte de görülebilir.
3) Migrenin Değişik Tipleri:
a) Baziler Tip Migren
b) Konfüzyonel Migren
c) Oftalmoplejik Migren
d) Hemiplejik Mİgren
e) Ailesel Hemiplejik Migren
f) Serebral Otozomal Dominant Arteriyopati ile Subkortikal İnfarktlar ve Lökoensefalopati
g) Ak Madde Bozuklukları
h) Baş Ağrısız Aura
C) Tedavi
Etkin migren tedavisi öncelikle doğru tanı konması, bunun hastaya açıklanması ve hastanın başka herhangi bir rastlantısal hastalığının olması durumunda buna ilişkili bir tedavi planı oluşturulması ile başlar. En rahatsız edici belirtilere en uygun müdahale şeklinin bulunması amaçlanır. Birlikte bulunan hastalıklar bazen tedavi avantajı sağlarken bazen de migren tedavisinde kısıtlamalara neden olur. Migren ile birlikte en sık görünenleri inme, epilepsi, depresyon, mani, kaygı ve panik gibi psikolojik bozukluklar yer almaktadır.
Belirtiler de göz önünde bulunmalıdır çünkü tedaviden önce tanıdan mutlaka emin olunmalıdır. Belirli bir migren ilacı, migren taklidi olan bir hastada yararsız olacaktır, hatta tehlikeli de olabilir.
Farmakolojik tedaviler dışındaki tedavi yaklaşmaları arasında gevşeme, “biofeedback” ve düzenli bir yaşam sürme, yeterli uyku alma, egzersiz yapma ve sigara (ve dumanı) gibi tütünlü maddeleri bırakma/uzak durma gibi girişimler yer alır. Bunlar önemli olsa da asıl tedavi ilaçlardan oluşur. Seçilecek ilaç, baş ağrısı ataklarının şiddeti ve sıklığına, ilişkili belirtilerin durumuna, diğer hastalıklarının varlığına ve daha önceki tedavilere cevap şekline göre belirlenir. Baş ağrısının şiddetlenmesini önleyebilmek ve tedavinin etkinliğini artırabilmek için baş ağrısının mümkün olduğunca erken tedavisi gereklidir.
1) Akut Tedavi: Tedavi, atağa göre ve atağı yaşayan kişiye göre biçimlendirilmelidir. Önceki tedavi geçmişi öğrenilmeli ve başarılı/başarısız durumlar sorgulanmalıdır. Akut tedavi, baş ağrısı başladıktan sonra bunu geri çevirmeyi veya baş ağrısının ilerlemesini durdurmayı amaçlar. Değişik şekillerde akut tedavi vardır. Seçilecek ilaç, baş ağrısı ataklarının şiddeti ve sıklığına, ilişkili belirtilerin durumuna, diğer hastalıklarının varlığına ve daha önceki tedavilere cevap şekline göre belirlenir. Aşırı ilaç kullanımının veya böyle bir tehlikenin varlığı değerlendirilmelidir. Akut baş ağrısı ilaçlarının aşırı kullanılması genellikle tedavinin başarısızlığına neden olabilir. Yan etkiler de göz önünde bulundurularak ağrı şekline göre en faydalı olabilecek ilaçlarla tedaviedilmelidir.
Tedavi kişiye özel olmalıdır. Hafif-orta seviyede baş ağrıları olan hastalarda analjezikler, nonsteroid antiinflamatuar (NSAID) veya kafeinle birlikte bir bileşik faydalı olabilir. Analjezik tedavisi yetersiz olursa yedek tedavi olarak bir triptan önerilir. Hastaların geneli oral triptanları tercih eder. Eğer hızlı bir cevap alınması gerekliyse veya bulantı-kusma barizse oral dışı bir yol tercih edilir.
a) Basit ve Kombinasyon Şeklinde Analjezikler ve NSAID’ler: Hafif-orta şiddetli baş ağrıları olan hastalara basit analjezikler önerilir. Pek çok kişinin bağ ağrısı tek başına veya kafein ile kombine aspirin veya asetaminofen (parasetamol) gibi basit bir analjezikle rahatlayabilir. NSAID’ler bütün dünyada en fazla reçete edilen ilaçlar arasında yer alırken bunların kullanımı gastrik yan etkileri nedeni ile sınırlanmaktadır. NSAID’lerin yan etkileri arasında gastrointestinal rahatsızlık, petik ülser ve kanama, karın ağrısı, kabızlık, diyare, bulantı, ender olarak paradoksik baş ağrısı, başta bozluk hissi, uykuya eğilim, kulak çınlaması ve sıvı tutulması belirtilebilir.
b) Barbiturat Hipnotikler: Butalbital içerikli ilaçların etkinliğine dair herhangi bir randomize çalışma yoktur. Bu ilaçların kullanımı daha belirgin veya daha az sorun yaratabilecek bir ilacın kullanılmadığı ya da etkisiz olduğu durumlarla sınırlı tutulmalıdır. Diğer migren ilaçlarının ekisiz kaldığı durumlarda bu ilaçlar oldukça etkin olabilen yedek ilaçlardır.
c) Ergotamin ve Dihidroergotamin (DHE): Zaman zaman analjeziklerin yeterli fayda sağlamadığı hallerde veya ciddi derecede yan etkiler söz konusu olduğunda ya da maliyet sorunu ortaya çıktığında, orta-ağır şiddetli migren ataklarının tedavisinde ergotamin kullanılır. Tedavide ergotaminin etkinliğini destekleyen veriler pek tutarlı değildir. DHE’nin ergotamine oranla daha az yan etkisi vardır. Elimizdeki en iyi kanıt DHE’nin nazal şekli için mevcuttur. DHE hastaların çoğunda faydalı olduğundan baş ağrılarının tekrarlama oranı düşüktür. Bununla beraber, bulantıya veya tepki baş ağrılarına yol açma oranı ergotamine göre daha düşüktür.
Gebe kalmak isteyen kadınlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar, spsisteki, böbrek ve karaciğer yetersizliği bulunanlar ve koroner, serebral veya periferik damar hastalığı bulunanlarda ergotamin veya DHE kullanımından kaçınılmalıdır.
d) Triptanlar: Migren baş ağrılarının tedavisinde hem güvenli hem de etkindir. İlk seçenek olarak uygun ilaçlardır. Orta- şiddetli migren atağı geçiren hastalarda uygulanabilir. Analjezikler yeterince denenmiş ve uygun cevap alınamamışsa triptanlar ile tedavi başlanması mümkün olabilir.
e) Opioidler: Epioid dışındaki ilaçlar baş ağrısında yeterli rahatlama sağlamıyorsa bunlar kullanılabilir.
2) Önleyici (Profilaktik) Tedavi: Baş ağrısı var olsun veya olmasın atak sıklığını, şiddetini ve süresini azaltmak için önleyici (profilaktik) tedaviler uygulanır. Atağın öncesinde verilebileceği gibi kısa veya uzun vadeli de verilebilir. Varlığı bilinen bir tetikleyici olduğunda veya baş ağrısının öncü bir belirtisinin varlığı durumlarında da verilebilir.
Kısa süreli önleyici tedavi hastanın tetikleyici etken ile karşılaşması durumunda verilebilir. Baş ağrısı tehlikesi olauşturacak olaydan birkaç gün öncesinde (örn: belirli tarihteki etkinlik) tedaviyi uygulaması gerekir. Uzun vadeli önleyici tedavide ise baş ağrısının sıklığını azaltmak için günlük olarak uygulama yapılır ve çoğunlukla aylarca devam ettirilir. Hamilelik sırasında tedavinin risklerini aşan bir yarar beklenmiyorsa uzun vadeli önleyici tedaviden kaçınmak gerekir.
Önleyici tedavilere düşük dozla başlanır ve tedavi edici etkiler veya yan etkiler oluşana dek veya ilacın maksimum dozuna ulaşılana kadar yavaşça doz artırımına gidilmelidir. Tedavinin tam oalrak denenmesi iki ile altı ay arasında sürebilir. Tedavinin etkileri genellikle tedaviye başlama tarihinden itibaren dört hafta sonra fark edilir. Kimi hastalarda tedaviye başlandıktan bir ile iki hafta sonra tedavinin bırakılması durumuna denk gelinmektedir. Önleyici tedaviden optimum fayda sağlayabilmek için hastanın analjezikleri veya ergot türevi ilaçları aşırı kullanmıyor olması gerekir.
Migren ağrıları tedavi dışı, zamanla düzelebilir. Hastaların bir kısmında ilacın kesilmesinden sonra rahatlama yaşanabilir ya da eski doza gereksinim göstermeme durumu olabilir.
3) İlaçlar:
a) Beta Blokerler
b) Antidepresanlar
c) Kalsiyum Kanal Blokerleri
d) Antiepileptik İlaçlar
e) Serotinin Antagonistleri
f) Pizotifen
g) Doğal Ürünler
h) Riboflavin
Tedavi Önceliklerinin Belirlenmesi: Tedavinin hedefi, baş ağrısının ve buna ilişkin diğer belirtilerin giderilmesi ya da önlenmesi ve hastanın mümkün olduğunca normal işlevlerine geri döndürülmesidir. Bir ilacın seçilmesi onun etkinliği, hastanın tercihi ve baş ağrısı tipin, ilacın yan etkileri ve birlikte bulunan diğer hastalıkların varlığı birlikte değerlendirilerek mümkün olur. En iyi fayda-tehlike oranına sahip olan ilaç tercih edilmelidir. Tedaviye dirençli baş ağrısı durumlarında ilaç birliktelikleri yapılabilir. Bazı ilaçlar birlikte kullanılabilirken bazıları dikkat edilerek kullanılmalı, bazıları ise ağır olumsuz etkileri nedeniyle birlikte kullanılmamalıdır. Hastalara profilaktik tedavi uygulandığı hallerde bazen akut tedavi de diğer tipteki baş ağrıları için beraberinde uygulanabilir.
D) Migren Statusu
Baş ağrısı evresi (tedavi edilsin ya da edilmesin) 72 saatten uzun süren migren ataklarına migren statusu denir. Şiddetli ve sürekli baş ağrısı ve buna sıkça eşlik eden bulantı ve/veya kusma görülür. Migren statusu akut bir nörolojik bozuklukluğa ikincil olarak da ortaya çıkabililr. Tedaviye başlanmadan önce baş ağrısının ciddi organik nedenlerinin dışlanması gereklidir.
Kilo Vermenin Yeni Yolları

Bilimsel bir temele ve mantıklı beslenme prensiplerine dayanan kişiselleştirilmiş bir programa hazır olun. Optimist yayınlarından çıkan Ultra Metabolizma isimli kitabı ile Dr. Mark Hyman, bu konuda yol gösterici olacak. Hyman’a göre doğru yaklaşım obezite ve kilo almanın altında yatan nedenleri bulmak ve bunları tedavi etmektir.
Unutmayın, kilo kaybının yedi anahtarı vardır ve bunların hepsi canlılık, sağlık ve uzun vadede başarılı kilo verme kapısını açmak için birlikte çalışır. Hiçbiri ilaç almanızı gerektirmez.
1. Birinci anahtar: Beyin, sindirim sistemi ve yağ hücrelerinin ‘hormonlar ve nöropeptid’ adı verilen beynindeki ulak kimyasallar yoluyla yeme davranışını yönlendirir. İlk anahtar, bu işleyişi anlayarak iştahı ve metabolizmayı kontrol edebilmektir.
2.İkinci anahtar: Stresin sizi nasıl şişmanlattığını ve stresin etkilerinin nasıl üstesinden geleceğinizi anlamaktır.
3.Üçüncü anahtar: Kilo alma ve hastalığın ardındaki gizli güç olan enflamasyonu kontrol etmektir.
4.Dördüncü anahtar: metabolizmayı etkileyen ve enflamasyona neden olan hücre paslanmasını önlemektir.
5.Beşinci anahtar: Kalorileri daha etkin bir şekilde enerjiye çevirmek için metabolizma motorunuza nasıl güç vereceğinizi öğrenmektir.
6.Altıncı anahtar: Baş metabolizma hormonu tiroidin en iyi seviyede çalışmasını sağlamaktır.
7.Yedinci anahtar: Karaciğerinizin şekerleri ve yağları düzgün metabolize etmesi ve toksinler ile toksik kiloyu atmasını sağlamak için karaciğerinizi toksinlerden arındırmaktır.
Bu 7 anahtarı anlamak mahrumiyete ya da cezalandırmaya değil, bedeninizi beslemeye ve bedeninize özen göstermeye dayanan uzun vadeli sürdürülebilir kilo verme açısından önem taşır. Zayıflama gurularından bazıları bu unsurlardan herhangi birini vurgulamış olabilir, ama bu yedi unsur daha önce hiç bir program içerisine sokulmadı.
Bu yazı dizisi, metabolizma ve kilo vermenin en önemli unsurlarının tümüne eğilen bir program sunan ve bunları anlatan ilk tıbbi perspektiftir. Ultra Metabolizma, sağlıklı bir kiloya nasıl ulaşılacağı ve nasıl bu kiloda kalınacağına ilişkin rehber sunuyor.
Yaşama şeklimiz ve her gün bilinçsizce yaptığımız seçimler, iyi niyetli çabalarımızı sabote ediyor. Yağ depolamak için tasarlanmış, hayatta kalma davranışının kaygan yollarına bizi iten molekül akımını tetikleyen şekilde davranmaya ancak bedenlerimize karşı değil, bedenlerimizle uyumlu hareket ederek bir son verebiliriz. İşte bu, yazı dizimizin vaadidir.
KiLO ALMANIZA NEDEN OLAN 7 BÜYÜK YALAN
Çoğumuzun inandığı ve kilo verme çabalarımızı zorlaştıran, boşa çıkaran ve engelleyen yedi mit vardır. Bunlara inanmak başarıyı engeller. Kilo almanıza ve bu kilonun üzerinizde kalmasına neden olan mitleri bir bir yıkacağım.
Aç Kalma Miti: Daha az ye+daha çok egzersiz yap=kilo ver
Kalori Miti: Tüm kaloriler eşit yaratılmıştır
Yağ Miti: Yağ yemek sizi şişmanlatır
Karbonhidrat Miti: Az karbonhidrat yemek ya da hiç yememek sizi zayıflatır
Suma Güreşçisi Miti: Öğün atlamak kilo vermenize yardım eder.
Fransız Paradoksu Miti: Fransızlar incedir çünkü şarap içip tereyağı yerler
Koruyucu Miti: Devletin gıda politikaları ve gıda endüstrisine ilişkin düzenlemeler sağlığımızı korur.
Bu mitlere inanarak kendimize dert çıkarıyoruz. Bunların kilo almaya nasıl katkıda bulunduğunu anlamak sizi ideal kilonuza ve en sağlıklı halinize kavuşmada başarılı olmanızı önleyen sayısız alışkanlık ve inançtan kurtulmanıza yardım edecektir. Bu yalanları keşfederek alınacak dersler size kilo kaybı ve sağlık hedeflerinizi bozan alışkanlık ve davranışları değiştirmek için pratik araçlar sağlayacaktır.
GÜNÜN ÖZETi
Kilo vermek sadece daha az yiyip daha fazla egzersiz yapmaktan öte bir şeydir.
Kilonuzla mücadele ediyor olmanız sizin suçunuz değil , çünkü beslenme davranışlarınız, ilkel beyniniz tarafından kontrol edilir. Beyninizin bu kısmı sizi açlıktan ölmekten korumak için tasarlanan ilkel bir hayatta kalma mekanizmasıdır.
Dinlenme halindeki metabolik hızınızdan daha fazla yemelisiniz, yoksa bedeniniz kıtlıkta olduğunu düşünür. RMR ya da dinlenme halindeki metabolik hızınızdan daha az yediğinizde, kilo vermek değil, almak eğiliminde olursunuz.
Diyet yapmayın! Çok az kalori alırsanız , uzun vadede kazancınız sadece kilolar olur.
Dr. Hyman’dan Özel Bir Not
Birincisi güncellenen bilgileri size ulaştırmanın bir yolunu bulmam gerekiyordu. İkincisi bazı bilgilerin çıktısını alma ve yanında taşımanın okuyucular için yararlı olabileceğini fark ettim. Buna bulduğum çözüm; www.ultrametabolism.com/guide adresinden erişebileceğiniz, sürekli güncellenen, dosya olarak indirilebilen bir rehber hazırlamak oldu. Bu rehberi bilgisayarınıza indirdikten sonra elinizde şunlar olacak:
1. Güncellenen testleri de içeren el altında bir rehber. Böylelikle sağlığınızı değerlendirmeye devam edebilirsiniz.
2.Kolayca çıktı alabileceğiniz ve yanınızda markete taşıyabileceğiniz bir alışveriş listesi.
3.Almanız gereken mutfak araç gereçlerinin listesi.
4.Ultra Metabolizmaya ulaşma çabanızda kaçınmanız ve beslenmenize katmanız gereken yiyeceklerin listesi.
“Benim sırrım hastalarıma asla kilo vermelerini söylememektir. Bedenlerine karşı değil, bedenleriyle uyumlu olarak nasıl hareket edeceklerini anlamalarına yardım ediyorum. Sağlıklarını bozan unsurları saptayıp ortadan kaldırmalarına ve sonra da başarılı olmak için neye ihtiyaçları olduğunu keşfetmelerine destek oluyorum. Kilo kaybı zahmetsizce ve kendiliğinden oluyor. Bu Ultra Metabolizmanın vaadidir. ”
Dr. Mark Hyman
Amerika Yerlilerinden Özür Diledi

Başkent Washington’daki Kongre Mezarlığı’nda düzenlenen ve beş yerli kabile temsilcisinin de hazır bulunduğu törende, Cumhuriyetçi Senatör Sam Brownback yerlilerden özür dilemek için çıkarılan yasayı okudu.
Cherokee, Choctaw, Muscogee (Creek), Pawnee ve Sisseton Wahpeton Oyate kabilelerinin temsilcilerinin katıldığı törende Cherokee Şefi Chad Smith, böyle bir özür dilenmesini talep etmediklerini ancak özrün kabul edildiğini söyledi. Smith, ”Özür dilemek zordur ama bazen de özrü kabul etmek zordur” diye konuştu.
Creek kabilesinin ikinci Şefi Alfred Berryhill ise özrün ”tarihi bir adım” olduğunu söyledi.
Törenin yapıldığı mezarlıkta 12 yerli kabileden toplam 36 kişi yatıyor.
Brownback’in, çıkarılması için 2004 yılından beri çaba gösterdiği yasa tasarısı, geçen yıl hem Senatodan hem de Temsilciler Meclisinden geçmiş ve ABD Başkanı Barack Obama tarafından aralık ayında imzalanmıştı.
Fenerbahçenin Cezası Bugün Kesilecek

Trabzon maçından sonra yaşanan olaylar nedeniyle PFDK’ya sevk edilen Fenerbahçe’ye verilecek cezada, temsilcilerin statta yapılan anonsla ilgili saptamaları önemli rol oynayacak.
Bursaspor-Beşiktaş maçının 2-2 bittiği yolunda yapılan anonsun ardından sahaya 5 bin civarında taraftarın girdiğini rapor eden temsilcilerin, bu anons olmasaydı Trabzonsporlu futbolcu ve teknik adamların saldırıya uğrayabileceği yolunda görüş belirttikleri öğrenildi.
Temsilciler Avni Özcan, Hakkı Köklükaya ve Bayram Koman’ın raporlarını bugünkü toplantıda değerlendirecek olan PFDK, söz konusu saptamayı kayda değer bulursa, yapılan anons, Fenerbahçe’ye verilecek cezada indirime neden olabilecek.
Sarı-lacivertli kulübe en az üç maç seyircisiz oynama ve ağır para cezası verilebileceği ileri sürüldü. Raporlarda güvenlik zaafiyetine dikkat çekildi ve koltukların ateşe verilmesi yüzünden 30-40 kişinin yanma tehlikesi geçirdiği vurgulandı.
PFDK olaylarla ilgili emniyetten rapor ve görüntü istenmesine karar verirse, olası cezalar gelecek haftaya kalacak.
Milliyet
3 büyükler İzmir yolcusu!
3 büyükler İzmir yolcusu!
F.Bahçe, Beşiktaş ve G.Saray bu hafta İzmir’e gidiyor!
Ligde 11. sırada bulunan İzmir temsilcisi Aliağa Petkim, 16 Ocak Cumartesi günü 15. sıradaki Galatasaray Cafe Crown ile deplasmanda karşılaşacak. Maç Abdi İpekçi Spor Salonu’nda saat 15.00′te başlayacak. Aliağa Petkim bu sezon oynadığı 6 deplasman maçında 1 galibiyet elde etti.
Galatasaray Cafe Crown, geçen sezon rakibini İzmir’de 78-68, İstanbul’da ise 84-59 yenmişti.
PINAR KARŞIYAKA, BEŞİKTAŞ COLA TURKA’YI AĞIRLAYACAK
Ligde cumartesi günü saat 17.00′de Pınar Karşıyaka, Karşıyaka Spor Salonu’nda Beşiktaş Cola Turka’yı ağırlayacak. Pınar Karşıyaka 7′nci, Beşiktaş Cola Turka ise 3. sırada bulunuyor.
Son 5 sezonda oynanan 10 karşılaşmada Beşiktaş Cola Turka’nın 7, Pınar Karşıyaka’nın ise 3 galibiyeti bulunuyor.
HAFTANIN SON MAÇI
Ligde 14. haftanın son karşılaşmasında, ligin yeni ekibi Bornova Belediyespor, kadrosunu Hırvat Roko Ukic ile güçlendiren Fenerbahçe Ülker ile İstanbul’da karşılaşacak. Maç Abdi İpekçi Spor Salonu’nda saat 20.00′de oynanacak. Bornova Belediyesi, tek deplasman galibiyetini İstanbul’da Darüşşafaka Cooper Tires karşısında aldı.
Avatar’ı izlemek tehlikeli mi?

Avatar’ı izlemek tehlikeli mi?
Uzmanlar rekor kıran Avatar gibi üç boyutlu filmlerin bazı izleyicilerde başağrılarına yol açabileceği uyarısında bulundu.
1 milyar dolardan fazla gişe yapan James Cameron filmi Avatar, üç boyutlu filmlere talebi artırırdı ve hatta piyasayı yeni üç boyutlu televizyonlara yöneltti.
Ancak uzmanlar görüntüleri uzun süreli üç boyutlu olarak izlemenin başağrısına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Chicago’daki Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi’nde göz doktoru olan profesör Michael Roserberg, “Etrafta önemsiz göz sorunlarına sahip olan çok sayıda insan var. Sözgelimi ufak çapta kas dengesizliği gibi. Normal koşullar altında beyin bununla doğal yollarla başa çıkabilir. Yeni üç boyutlu filmler izleyicilere tamamen yeni bir algısal deneyim sunuyor. Bu yeni algısal deneyim daha fazla zihinsel çaba gerektiriyor ki bu da başağrılarını kolaylaştırıyor” diyor.
New York’taki Rochester Üniversitesi Tıp Merkezi’nde göz ve nöroloji profesörü olan Dr Deborah Friedman da yeni üç boyutlu filmlerin beynin şimdi ihtiyaç duyduğundan daha fazla çaba göstermesini gerektirdiğini ve bu farklılığın bazı insanlarda başağrısına yol açacağını belirtiyor.
Uzmanlar, üç boyutlu filmin izlenmesinden sonra başağrısının ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyan bir araştırmanın henüz yapılmadığını da ekliyor.
lady gaga bad romance

Konseptine uygun bir performans sergilemeyi kafasına koyan Lady Gaga, röportajlarında tıpkı Warhol’un meşhur Fabrika’sına benzer bir ekiple çalıştığını belirtti. Gaga, 2009 Grammy Ödülleri’ne “En İyi Dans Kaydı” dalında aday oldu.
Son albümünden Bad Romances
VW Polo 2010 Yılının Otomobili seçildi

1964 yılından bu yana düzenlenen, Avrupa’daki en eski ve en prestijli ödüllerden biri olan COTY’de yeni nesil Volkswagen Polo, 2010 yılının otomobili unvanını elde etti.
VW Polo, Toyota iQ, Opel Astra, Skoda Yeti, Mercedes E Serisi, Peugeot 3008 ve Citroen C3 Picasso’nun finale kaldığı COTY ödüllerinde rakipleri arasından sıyrılarak “2010 Yılının Otomobili” seçildi.
Volkswagen Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Profesör Martin Winterkorn konuyla ilgili; “Beşinci nesil Polo usta Alman mühendisliğini ve ileri teknolojiyi temsil etmekte olan yepyeni ve genç bir otomobildir. Aynı zamanda müşteri beklentilerini ödün vermeden karşılamak üzere tasarlanmıştır. Çabalarımızın böyle bir ödülle tasdik edildiğini görmekten doğal olarak çok memnunuz.”dedi. Jüri başkanı Hakan Matson ise Madrid’deki ödül töreninde, “COTY jürisi olarak bizleri en çok etkileyen, Yeni Polo’nın kapsamlı güvenlik donanımı ve geliştirilmiş motor yelpazesi oldu. Volkswagen aynı zamanda Polo BlueMotion ile ürün gamına birçok açıdan ekonomik çözümler sunan yeni bir model versiyonu ekledi.”açıklamasında bulundu.
Yeni Polo 2010 Yılının Otomobili Ödülü’nün yanı sıra “Auto Motor und Sport” dergisi tarafından 2009’un En İyi Otomobili seçilmişti. Springer Verlag ‘ın Grüne (“Yeşil”) ve Goldene Lenkrad (“Altın Direksiyon”) ödülleri de rakiplerine kaptırmayan Yeni Polo “Autozeitung”un Auto Trophy ’yi de kazandı. Sadece ödül jürisini etkilemekle kalmayan, Volkswagen’in sınıfındaki başarılı temsilcisi Yeni Polo, 2009 yılının Mayıs ayından bu yana 130.000’in üzerinde sipariş aldı.


a>
a> 