5 Güzellik Sorunu ve Çözümü

06 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık

adsiz1

Gün içinde yanımda hiçbir ek malzeme olmadan saçımda nasıl hacim yaratabilirim?

Bu işlemin basit bir yöntemi var. Başınızı öne atın ve tutamlarınızı tam tepede bir araya getirin. Lastik bir tokayla tutturduğunuz saçları gevşekçe toplayın. 10 dakika beklettikten sonra serbest bırakın. Bu şekilde saç diplerinizi canlandırarak daha diri durmalarını sağlayabilirsiniz. Vaktiniz yoksa saç ayrımınızın yerini değiştirerek de hacimli tutamlara kavuşabilirsiniz.

Çiçek içerikli parfüm arıları çeker mi?

Arılar şekerli, aromalara karşı dayanılmaz bir çekim duyarlar. Bunlara çiçeksi, meyvemsi ve tatlı kokular da dahil. Arı sokmalarına karşı alerjikseniz, parfüm uygulamaktan kaçınabilir veya dışarı çıkarken daha erkeksi esansları tercih edebilirsiniz.

Yanlışlıkla kendi ten rengimden çok daha koyu bir fondöten satın aldım. Bunu bronzlaştncı bir ürün gibi kullanabilir miyim?

Bu ürünü güneşin doğal olarak yüzünüzde ilk etki edeceği noktalara uygulamaya dikkat ederek (alın, elmacık kemikleri, burun ve çene) natürel bir bronzluğa kavuşabilirsiniz. Öncelikle ten renginize uygun bir baz uygulayın. Ardından bu koyu fondöteni sürerek bu iki rengi güzelce harmanlayabilirsiniz.

Güneş kremimi sürmeyi unuttuğum için yüzüm soyuluyor. Peeling mi yapmalıyım yoksa kendi haline mi bırakmalıyım?

Eğer cildinizde kızarıklık varsa, peeling yapmak daha fazla yanmasına sebep olur. İçinde yaşlanma karşıtı içerikler veya herhangi bir koku barındırmayan bir losyon uygulamayı deneyin. Bu losyonu kalın bir tabaka halinde cildinize sürdükten sonra bir maskeyi bekletir gibi beş dakika boyunca yüzünüzde bırakın. Nemli bir havlu ile kremi temizleyerek nazikçe peeling yapmış olacaksınız. Eğer cildinizde kızarıklık yoksa peeling uygulayabilirsiniz. Peeling içerikli yüz temizleyicileri tek adımda hem cildinizi kirlerden arındırır hem de ölü derilerden kurtulmanızı sağlar.

Yüzümde olmamasına rağmen sırtımda sürekli sivilceler çıkıyor. Bunun sebebi nedir?

Sırtınızda yüzünüzde olduğundan çok daha fazla yağ bezi bulunur. Ayrıca tüm gün boyunca kapalı olması da cabası. Sıcak ve nemli koşullar bakterilerin üremesi ve doğal olarak aknenin oluşması için mükemmel bir ortam yaratır. Duşta içinde salisilik asit bulunan bir sabunla (Neutrogena, The Transparent Facial Bar, akne karşıt sabun, 100 gr, 7,90 TL) sırtınızı sabunlayın. Düşten sonra yine akne karşıt bir ürün uygulayarak gözeneklerin tıkanmasını engelleyebilirsiniz.

Kaynak : cosmo

Anemiye Çözüm olacak Protein Keşfedildi

06 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık

adsiz

İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, Erasmus Tıp Merkezinden bir grup bilim adamı, oksijen taşıyıcı hemoglobinin üretimini düzenleyen KLF1 adlı bir kan proteininin, çok sayıda Maltalıda daha az aktif olmasına karşın, bu bozukluk sayesinde bu kişilerin kanının oksijeni absorbe etme ve taşıma kapasitelerinin daha fazla olduğunu gözlemledi.

Anemi hastalarında, KLF1 proteininin bu kişilerle aynı seviyede olması halinde, kanlarındaki oksijen taşıma kapasitesinin yükseleceğini vurgulayan bilim adamları, bunun hastalığın belirtilerini azaltacağını söyledi. Araştırma ekibinden Sjaak Philipsen, “Böylece, bu hastaların kan transfüzyonuna ihtiyaç duymadan bir ömür geçirmesi mümkün olabilir” dedi.

Araştırmaya göre, KLF1 proteininin daha az aktif olduğu kişilerdeki hemoglobin üretimi, doğmamış bebeklerdekine benzerlik gösteriyor. Bu kişilerde de oksijeni annelerinin kanından alan bebeklerin ürettiği “fetal hemoglobin”e benzer bir hemoglobin kana karışıyor ve böylece oksijen alımı ve taşınmasını düzeliyor.

Laboratuvarda yapılan testlerde hücrelerdeki proteini değiştirmeyi başaran bilim adamları, araştırmanın sonuçlarının anemi hastalığına çözüm olabileceği konusunda umut taşıyor.

AA

Sıcak Havaların Hayata Olumsuz Etkileri

04 Ağustos 2010 Yazan admin  
Kategori Sağlık

sicak_hava

Meteoroloji Mühendisleri Odası Başkanı Adem Taşçı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hava sıcaklıkları her ne kadar ölçülen sıcaklıklar olsa da, canlıların bunu aynı oranda algılamasının belli atmosferik koşullara bağlı olduğunu söyledi.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hava sıcaklıklarının, meteorolojik rasat parklarında bulunan yerden 2 metre yükseklikteki kapalı siperler içinde ölçüldüğünü ifade eden Taşçı, ”Diğer bir değişle yazılı ve görsel basında belirtilen hava sıcaklıkları, gölgede ölçülen hava sıcaklıklarıdır. Bu nedenle vatandaşların sokağa çıkmadan önce ölçülen hava sıcaklığından daha çok, hissedilecek hava sıcaklıklarına dikkat etmeleri gerekmektedir” dedi.

Hissedilen hava sıcaklığı kavramının, sıcaklık ve havanın bağıl nemi arasında geliştirilen bir tabloyla yorumlandığını dile getiren Taşçı, şunları kaydetti:

”Örneğin bugünlerde birçok ilimizde hava sıcaklıkları 38-40 derece civarında olmasına karşılık, bu iller aynı oranda hissedilen sıcaklıkları yaşamazlar. Bunun nedeni de farklı nem değerlerine sahip olmalarıdır. Bunu bir örnekle anlatmak gerekirse hava sıcaklığı 33 derece olan bir yerleşim yerinde bağıl nem yüzde 65-70 civarında ise hissedilen hava sıcaklığı 42-45 derece dolayında olacaktır. Bunun tersi de geçerlidir.”

-SICAKLARIN YAŞAMA ETKİSİ-

Bu arada uzmanlar, hissedilen sıcaklıkların, derecelerine göre insan vücudunda farklı etkilerinin ortaya çıktığı belirterek, dikkatli olunmasın istiyor.

Verilen bilgiye göre, hissedilen sıcaklık dereceleri ve vücut üzerindeki etkileri şöyle:

”27-32 derece arası: Sıcak. Fiziksel etkinliğe ve etkilenme süresine bağlı olarak oluşan termal stresten dolayı halsizlik, sinirlilik, dolaşım ve solunum sisteminde bir çok rahatsızlık meydana gelebilir.

33-41 derece arası: Çok sıcak. Fiziksel etkinliğe ve etkilenme süresine bağlı olarak kuvvetli termal stres ile birlikte ısı çarpması, ısı krampları ve ısı yorgunlukları oluşabilir.

42-54 derece arası: Tehlikeli sıcak. Güneş çarpması, ısı krampları veya ısı bitkinliği meydana gelebilir.

55 derece ve üzeri: Tehlikeli sıcak. Isı veya güneş çarpması tehlikesi oluşur. Termal şok, an meselesidir.

AA

Migren Nedir Nasıl Tedavi Edilir

20 Mayıs 2010 Yazan admin  
Kategori Manset, Sağlık

16

Migren, nörolojik, gastrointestinal ve otonom değişikliklerin çeşitli şekillerde eşlik ettiği primer epizodik (bölüm) bir baş ağrısı bozukluğudur. Nörolojik muayeneler, görüntüleme ve laboratuvar incelemeleri genellikle normaldir ve bunlar daha korkutucu diğer klinik hastalıkların nedenlerinin dışlanmasında yarar sağlar.

A) Migren Atağının Tanımı

Migren atağı, baş ağrısından saatler veya günler öncesinde ortaya çıkan prodrom evresi, baş ağrısının hemen öncesinde oluşan aura evresi, baş ağrısı evresi ve baş ağrısının düzelme evresi şeklinde dört bölüme ayrılabilir. Migren tanısı için zorunlu olarak bulunması gereken bir evre bulunmamaktadır.

1) Öncü Fenomenler (Prodrom) Evresi: Baş ağrısından önceki saatler veya günler içerisinde öncü fenomenler görülür. Hastalar çoğunlukla duygudurumlarında ya da davranışlarında aniden ortaya çıkan psikolojik, nöroloji, otonomik veya bünyesel özellikler gösteren tipik değişikliklerden yakınırlar. Bazı hastalar ise baş ağrısının geleceğini hissedebilir, ancak bunu tam olarak tanımlayamazlar. Bu belirtiler hastadan hastaya çeşitlilik gösterir ancak spesifik bir hastada oldukça tutarlıdır. Depresyon, kognitif işlev bozukluğu ve bazı yiyeceklere istek hali gibi belirtiler görülür. En sık görünen öncü belirtiler yorgunluk-bitkinlik hissi, konsantrasyon güçlüğü, ense sertliğidir.

2) Aura Evresi: Migren aurası, migren atağının öncesinde, atakla beraber veya ender olarak atak sonrasında görülen fokal nörolojik belirtilerin karışımıdır. Bu belirtiler genellikle 5 ila 20 dakika içinde gelişir ve çoğunlukla 60 dakikadan kısa sürer. Baş ağrısı sıklıkla auranın bitiminden sonraki 60 dakika içinde ortaya çıksa da bazı durumlarda birkaç saat gecikebilir ya da hiç ortaya çıkmaz.

Hastaların büyük bir kısmı aura ile baş ağrısı arasındaki sürede kendilerini normal hissetmez. Korku, bedensel yakınmalar, duygudurum değişiklikleri, konuşma ve düşünce bozuklukları veya çevreden soyutlanma hissi görülebilir. Auralar arka arkaya oluşabilir ve sıklığı birkaç saatte birden bir saat içinde birkaç sefere kadar değişiklik gösterebilir. Bunlara migren aura statusu denmektedir.

Oluşan görsel bozukluklar arasında görme alanında kör noktalar, basit ışık çakmaları, noktalanmalar ya da geometrik şekiller sayılabilir. Bunlar aynı zamanda görme alanı boyunca hareket edebildiği gibi görme alanında tireşimler veya dalgalanmalar da olabilir. Belirtilen görsel bozuklukluklar baş ağrısı ile birlikte görülür. Kör noktalar bazen her iki görme alanında da aynı anda görülebilse de ancak ender bir durumdur. Bunlar dışında görsel şekil bozulmaları ve halüsinasyon da görülebilir.

Görme dışı bozukluklar arasında vücut kısımlarını algılamada ve kullanmada bozukluklar, konuşma ve dil bozuklukları, karmaşık rüya veya kabus hali, trans ya da deliryum hali gibi durumlar yer alabilir. En sık görülen ikinci aura şekli olan uyuşmalarda uyuşukluk elde başlar, kola yayılır ve ardından yüze geçerek dudaklar ve dili etkiler; ender olarak bacaklara da etki eder. Migren ahstalarının yarısında uyuşmalar iki yanlı başlar veya sonradan iki taraflı hale gerlir. İşitsel auralar nadiren tek başına görülür, daha çok görsel bir aurayı takiben ortaya çıkar.

3) Baş Ağrısı Evresi: Migrende tipik baş ağrısı tek taraflı, zonklayıcı, orta-ağır şiddette olup fiziksel aktivite ile şiddetlenir. Migren tanısı koymak için bunların hepsi birlikte gerekmez. Ağrı, başlangıcından itibaren iki taraflı olabilir ya da tek taraflı başladıktan sonra diğer tarafa yayılabilir. Ağrı gündüz veya gece her zaman ortaya çıkabilse de en sık olarak sabah 05:00 ile öğlen 12:00 arasında başlar. Başlangıçtan sonraki 2 – 12 saat içinde maksimum şiddete ulaşarak atağa dönüşür, bundan sonra da yavaşça azalarak geçer. Tedavi edilmemiş bir migren atağının ortalama süresi 24 saattir. Erişkinlerde 4 – 72 saat arasında, çocuklarda ise 1 – 48 saat arasında değişkenlik gösterebilir.

Baş ağrısının şiddeti büyük farklılıklar gösterse de ortalama olarak 0 ila 10 arası şiddet değerlendirmesinde 7 – 8 arasındadır. Çoğunlukla hastalarca zonklayıcı şekilde görülür ancak bu, başka baş ağrısı tiplerinde de görülebilir. Fiziksel aktivite veya başın basit hareketleriyle bile şiddetlenir.

Migren ağrısı her zaman başkaca özelliklerle birlikte bulunur. Anoreksi sıkça görünse de bazı yiyeceklere (örn: çikolata) istek hali de olabilir. Hastaların tamamına yakınında (%90 gibi) bulantı olur, buna karşılık bunların 1/3′ünde kusma meydana gelir. Yine hastaların çoğunda fotofobi (ışıktan korkma), fonofobi (sese karşı hassasiyet), osmofobi (kokulardan rahatsızlık) gibi, duyularda belirgin duyarlılaşma ortaya çıkar, hasta karanlık ve sessiz bir oda arar.

4) Düzelme Evresi: Ağrı giderek azalır ve kaybolur. Hasta kendini yorgun huzursuz ve kayıtsız hissedebilir, konsantrasyon azalması, kafa derisinde hassasiyet, duygudurum değişiklikleri görülebilir. Buna karşın, bazı hastalar ise kendini aşırı derecede iyi ve yenilenmiş hissedebilir; bazıları ise depresif ve hasta gibi hissedebilir.

B) Migren Sendromları

1) Aurasız Migren (Basit Migren): Beyinde yaygın veya tek taraflı zonklayıcı baş rahatsızlığı ile karakterize, aralıklı bir sendromdur. Bu tanıyı koyabilmek için her biri 4 – 72 saat süren, dört ağrı özelliğinden en az ikisini ve ilişkili özelliklerden en az birini gösteren 5 atak gereklidir. Bu dört ağrı özelliği; tek taraflılık, zonklayıcı nitelik, orta-ağır şiddet ve rutin fizik i aktivite ile artma sayılabilir. Ataklara bulantı, kusma, fotofobi (ışıktan rahatsız olma), fonofobi (gürültüden rahatsız olma) ve/veya iştahsızlık eşlik edebilir. Aralıklarla yineleyici atakların da bildirilmiş olması gerkir. Bütün bu belirtilere rağmen yine de migrenin diğer nedenleri dışlanmalıdır.

Migren 3 günden daha uzun sürerse migren statusu terimi kullanılır. Bazen hastayı sabaha karşı uyandırabilmekte ise de günün veya gecenin herhangi bir saatinde başlayabilir. Atakların sıklığı çeşitlilik gösterir; hayatta birkaç kez olabilirken haftada birkaç kez de olabilir. Ortalama bir migren hastası ayda bir veya iki kez baş ağrısı çekebilir. En az beş atağın aranmasının nedeni beyin tümörleri, sinüzit ve glokom ve birçok organik hastalığın migreni taklit eden baş ağrılarına neden olabilmesidir.

2) Auralı Migren (Klasik Migren): Tamamen düzelen bir veya daha fazla nörolojik belirti, auranın 4 dakikadan uzun sürede gelişmesi, auranın 60 dakikadan kısa sürmesi ve auranın ardından baş ağrısının başlamasına kadar geçen sürenin 60 dakikadan kısa sürmesi gibi sayılabilecek dört özellikten en az üçünün ve en az iki atağın olması gereklidir. Auralı migreni olan hastaların çoğunda aurasız migren atakları da görülebilir. Sıklıkla görme yarı alanı içinde geometrik biçimde olan renklerin, canlı görsel ışık dizileri şeklinde aura ile ortaya çıkmasıdır. Zonklayıcı baş ağrısı genellikle görsel bulguların karşı tarafındadır ve hastada bulantı, kusma, fotofobi, fonofobi ve iştahsızlık olabilir. Aura’lı migren görme alanı bozuklukları ve hemisensoriyel kayıp gibi geçici nörolojik bozukluklarla birlikte olur. Aura tipik ve hep aynı özellikleri gösteriyorsa, arkasından gelen baş ağrısı migrenöz özellikleri göstermese de auralı migren tanısı konabilir. Migren aurası, küme baş ağrısı gibi diğer baş ağrılası tipleriyle birlikte de görülebilir.

3) Migrenin Değişik Tipleri:

a) Baziler Tip Migren

b) Konfüzyonel Migren

c) Oftalmoplejik Migren

d) Hemiplejik Mİgren

e) Ailesel Hemiplejik Migren

f) Serebral Otozomal Dominant Arteriyopati ile Subkortikal İnfarktlar ve Lökoensefalopati

g) Ak Madde Bozuklukları

h) Baş Ağrısız Aura

C) Tedavi

Etkin migren tedavisi öncelikle doğru tanı konması, bunun hastaya açıklanması ve hastanın başka herhangi bir rastlantısal hastalığının olması durumunda buna ilişkili bir tedavi planı oluşturulması ile başlar. En rahatsız edici belirtilere en uygun müdahale şeklinin bulunması amaçlanır. Birlikte bulunan hastalıklar bazen tedavi avantajı sağlarken bazen de migren tedavisinde kısıtlamalara neden olur. Migren ile birlikte en sık görünenleri inme, epilepsi, depresyon, mani, kaygı ve panik gibi psikolojik bozukluklar yer almaktadır.

Belirtiler de göz önünde bulunmalıdır çünkü tedaviden önce tanıdan mutlaka emin olunmalıdır. Belirli bir migren ilacı, migren taklidi olan bir hastada yararsız olacaktır, hatta tehlikeli de olabilir.

Farmakolojik tedaviler dışındaki tedavi yaklaşmaları arasında gevşeme, “biofeedback” ve düzenli bir yaşam sürme, yeterli uyku alma, egzersiz yapma ve sigara (ve dumanı) gibi tütünlü maddeleri bırakma/uzak durma gibi girişimler yer alır. Bunlar önemli olsa da asıl tedavi ilaçlardan oluşur. Seçilecek ilaç, baş ağrısı ataklarının şiddeti ve sıklığına, ilişkili belirtilerin durumuna, diğer hastalıklarının varlığına ve daha önceki tedavilere cevap şekline göre belirlenir. Baş ağrısının şiddetlenmesini önleyebilmek ve tedavinin etkinliğini artırabilmek için baş ağrısının mümkün olduğunca erken tedavisi gereklidir.

1) Akut Tedavi: Tedavi, atağa göre ve atağı yaşayan kişiye göre biçimlendirilmelidir. Önceki tedavi geçmişi öğrenilmeli ve başarılı/başarısız durumlar sorgulanmalıdır. Akut tedavi, baş ağrısı başladıktan sonra bunu geri çevirmeyi veya baş ağrısının ilerlemesini durdurmayı amaçlar. Değişik şekillerde akut tedavi vardır. Seçilecek ilaç, baş ağrısı ataklarının şiddeti ve sıklığına, ilişkili belirtilerin durumuna, diğer hastalıklarının varlığına ve daha önceki tedavilere cevap şekline göre belirlenir. Aşırı ilaç kullanımının veya böyle bir tehlikenin varlığı değerlendirilmelidir. Akut baş ağrısı ilaçlarının aşırı kullanılması genellikle tedavinin başarısızlığına neden olabilir. Yan etkiler de göz önünde bulundurularak ağrı şekline göre en faydalı olabilecek ilaçlarla tedaviedilmelidir.

Tedavi kişiye özel olmalıdır. Hafif-orta seviyede baş ağrıları olan hastalarda analjezikler, nonsteroid antiinflamatuar (NSAID) veya kafeinle birlikte bir bileşik faydalı olabilir. Analjezik tedavisi yetersiz olursa yedek tedavi olarak bir triptan önerilir. Hastaların geneli oral triptanları tercih eder. Eğer hızlı bir cevap alınması gerekliyse veya bulantı-kusma barizse oral dışı bir yol tercih edilir.

a) Basit ve Kombinasyon Şeklinde Analjezikler ve NSAID’ler: Hafif-orta şiddetli baş ağrıları olan hastalara basit analjezikler önerilir. Pek çok kişinin bağ ağrısı tek başına veya kafein ile kombine aspirin veya asetaminofen (parasetamol) gibi basit bir analjezikle rahatlayabilir. NSAID’ler bütün dünyada en fazla reçete edilen ilaçlar arasında yer alırken bunların kullanımı gastrik yan etkileri nedeni ile sınırlanmaktadır. NSAID’lerin yan etkileri arasında gastrointestinal rahatsızlık, petik ülser ve kanama, karın ağrısı, kabızlık, diyare, bulantı, ender olarak paradoksik baş ağrısı, başta bozluk hissi, uykuya eğilim, kulak çınlaması ve sıvı tutulması belirtilebilir.

b) Barbiturat Hipnotikler: Butalbital içerikli ilaçların etkinliğine dair herhangi bir randomize çalışma yoktur. Bu ilaçların kullanımı daha belirgin veya daha az sorun yaratabilecek bir ilacın kullanılmadığı ya da etkisiz olduğu durumlarla sınırlı tutulmalıdır. Diğer migren ilaçlarının ekisiz kaldığı durumlarda bu ilaçlar oldukça etkin olabilen yedek ilaçlardır.

c) Ergotamin ve Dihidroergotamin (DHE): Zaman zaman analjeziklerin yeterli fayda sağlamadığı hallerde veya ciddi derecede yan etkiler söz konusu olduğunda ya da maliyet sorunu ortaya çıktığında, orta-ağır şiddetli migren ataklarının tedavisinde ergotamin kullanılır. Tedavide ergotaminin etkinliğini destekleyen veriler pek tutarlı değildir. DHE’nin ergotamine oranla daha az yan etkisi vardır. Elimizdeki en iyi kanıt DHE’nin nazal şekli için mevcuttur. DHE hastaların çoğunda faydalı olduğundan baş ağrılarının tekrarlama oranı düşüktür. Bununla beraber, bulantıya veya tepki baş ağrılarına yol açma oranı ergotamine göre daha düşüktür.

Gebe kalmak isteyen kadınlar, kontrolsüz hipertansiyonu bulunanlar, spsisteki, böbrek ve karaciğer yetersizliği bulunanlar ve koroner, serebral veya periferik damar hastalığı bulunanlarda ergotamin veya DHE kullanımından kaçınılmalıdır.

d) Triptanlar: Migren baş ağrılarının tedavisinde hem güvenli hem de etkindir. İlk seçenek olarak uygun ilaçlardır. Orta- şiddetli migren atağı geçiren hastalarda uygulanabilir. Analjezikler yeterince denenmiş ve uygun cevap alınamamışsa triptanlar ile tedavi başlanması mümkün olabilir.

e) Opioidler: Epioid dışındaki ilaçlar baş ağrısında yeterli rahatlama sağlamıyorsa bunlar kullanılabilir.

2) Önleyici (Profilaktik) Tedavi: Baş ağrısı var olsun veya olmasın atak sıklığını, şiddetini ve süresini azaltmak için önleyici (profilaktik) tedaviler uygulanır. Atağın öncesinde verilebileceği gibi kısa veya uzun vadeli de verilebilir. Varlığı bilinen bir tetikleyici olduğunda veya baş ağrısının öncü bir belirtisinin varlığı durumlarında da verilebilir.

Kısa süreli önleyici tedavi hastanın tetikleyici etken ile karşılaşması durumunda verilebilir. Baş ağrısı tehlikesi olauşturacak olaydan birkaç gün öncesinde (örn: belirli tarihteki etkinlik) tedaviyi uygulaması gerekir. Uzun vadeli önleyici tedavide ise baş ağrısının sıklığını azaltmak için günlük olarak uygulama yapılır ve çoğunlukla aylarca devam ettirilir. Hamilelik sırasında tedavinin risklerini aşan bir yarar beklenmiyorsa uzun vadeli önleyici tedaviden kaçınmak gerekir.

Önleyici tedavilere düşük dozla başlanır ve tedavi edici etkiler veya yan etkiler oluşana dek veya ilacın maksimum dozuna ulaşılana kadar yavaşça doz artırımına gidilmelidir. Tedavinin tam oalrak denenmesi iki ile altı ay arasında sürebilir. Tedavinin etkileri genellikle tedaviye başlama tarihinden itibaren dört hafta sonra fark edilir. Kimi hastalarda tedaviye başlandıktan bir ile iki hafta sonra tedavinin bırakılması durumuna denk gelinmektedir. Önleyici tedaviden optimum fayda sağlayabilmek için hastanın analjezikleri veya ergot türevi ilaçları aşırı kullanmıyor olması gerekir.

Migren ağrıları tedavi dışı, zamanla düzelebilir. Hastaların bir kısmında ilacın kesilmesinden sonra rahatlama yaşanabilir ya da eski doza gereksinim göstermeme durumu olabilir.

3) İlaçlar:

a) Beta Blokerler

b) Antidepresanlar

c) Kalsiyum Kanal Blokerleri

d) Antiepileptik İlaçlar

e) Serotinin Antagonistleri

f) Pizotifen

g) Doğal Ürünler

h) Riboflavin

Tedavi Önceliklerinin Belirlenmesi: Tedavinin hedefi, baş ağrısının ve buna ilişkin diğer belirtilerin giderilmesi ya da önlenmesi ve hastanın mümkün olduğunca normal işlevlerine geri döndürülmesidir. Bir ilacın seçilmesi onun etkinliği, hastanın tercihi ve baş ağrısı tipin, ilacın yan etkileri ve birlikte bulunan diğer hastalıkların varlığı birlikte değerlendirilerek mümkün olur. En iyi fayda-tehlike oranına sahip olan ilaç tercih edilmelidir. Tedaviye dirençli baş ağrısı durumlarında ilaç birliktelikleri yapılabilir. Bazı ilaçlar birlikte kullanılabilirken bazıları dikkat edilerek kullanılmalı, bazıları ise ağır olumsuz etkileri nedeniyle birlikte kullanılmamalıdır. Hastalara profilaktik tedavi uygulandığı hallerde bazen akut tedavi de diğer tipteki baş ağrıları için beraberinde uygulanabilir.

D) Migren Statusu

Baş ağrısı evresi (tedavi edilsin ya da edilmesin) 72 saatten uzun süren migren ataklarına migren statusu denir. Şiddetli ve sürekli baş ağrısı ve buna sıkça eşlik eden bulantı ve/veya kusma görülür. Migren statusu akut bir nörolojik bozuklukluğa ikincil olarak da ortaya çıkabililr. Tedaviye başlanmadan önce baş ağrısının ciddi organik nedenlerinin dışlanması gereklidir.

Kilo Vermenin Yeni Yolları

20 Mayıs 2010 Yazan admin  
Kategori Manset, Sağlık

kilo-verme

Bilimsel bir temele ve mantıklı beslenme prensiplerine dayanan kişiselleştirilmiş bir programa hazır olun. Optimist yayınlarından çıkan Ultra Metabolizma isimli kitabı ile Dr. Mark Hyman, bu konuda yol gösterici olacak. Hyman’a göre doğru yaklaşım obezite ve kilo almanın altında yatan nedenleri bulmak ve bunları tedavi etmektir.

Unutmayın, kilo kaybının yedi anahtarı vardır ve bunların hepsi canlılık, sağlık ve uzun vadede başarılı kilo verme kapısını açmak için birlikte çalışır. Hiçbiri ilaç almanızı gerektirmez.

1. Birinci anahtar: Beyin, sindirim sistemi ve yağ hücrelerinin ‘hormonlar ve nöropeptid’ adı verilen beynindeki ulak kimyasallar yoluyla yeme davranışını yönlendirir. İlk anahtar, bu işleyişi anlayarak iştahı ve metabolizmayı kontrol edebilmektir.

2.İkinci anahtar: Stresin sizi nasıl şişmanlattığını ve stresin etkilerinin nasıl üstesinden geleceğinizi anlamaktır.

3.Üçüncü anahtar: Kilo alma ve hastalığın ardındaki gizli güç olan enflamasyonu kontrol etmektir.

4.Dördüncü anahtar: metabolizmayı etkileyen ve enflamasyona neden olan hücre paslanmasını önlemektir.

5.Beşinci anahtar: Kalorileri daha etkin bir şekilde enerjiye çevirmek için metabolizma motorunuza nasıl güç vereceğinizi öğrenmektir.

6.Altıncı anahtar: Baş metabolizma hormonu tiroidin en iyi seviyede çalışmasını sağlamaktır.

7.Yedinci anahtar: Karaciğerinizin şekerleri ve yağları düzgün metabolize etmesi ve toksinler ile toksik kiloyu atmasını sağlamak için karaciğerinizi toksinlerden arındırmaktır.

Bu 7 anahtarı anlamak mahrumiyete ya da cezalandırmaya değil, bedeninizi beslemeye ve bedeninize özen göstermeye dayanan uzun vadeli sürdürülebilir kilo verme açısından önem taşır. Zayıflama gurularından bazıları bu unsurlardan herhangi birini vurgulamış olabilir, ama bu yedi unsur daha önce hiç bir program içerisine sokulmadı.

Bu yazı dizisi, metabolizma ve kilo vermenin en önemli unsurlarının tümüne eğilen bir program sunan ve bunları anlatan ilk tıbbi perspektiftir. Ultra Metabolizma, sağlıklı bir kiloya nasıl ulaşılacağı ve nasıl bu kiloda kalınacağına ilişkin rehber sunuyor.

Yaşama şeklimiz ve her gün bilinçsizce yaptığımız seçimler, iyi niyetli çabalarımızı sabote ediyor. Yağ depolamak için tasarlanmış, hayatta kalma davranışının kaygan yollarına bizi iten molekül akımını tetikleyen şekilde davranmaya ancak bedenlerimize karşı değil, bedenlerimizle uyumlu hareket ederek bir son verebiliriz. İşte bu, yazı dizimizin vaadidir.

KiLO ALMANIZA NEDEN OLAN 7 BÜYÜK YALAN

Çoğumuzun inandığı ve kilo verme çabalarımızı zorlaştıran, boşa çıkaran ve engelleyen yedi mit vardır. Bunlara inanmak başarıyı engeller. Kilo almanıza ve bu kilonun üzerinizde kalmasına neden olan mitleri bir bir yıkacağım.

Aç Kalma Miti: Daha az ye+daha çok egzersiz yap=kilo ver
Kalori Miti: Tüm kaloriler eşit yaratılmıştır
Yağ Miti: Yağ yemek sizi şişmanlatır
Karbonhidrat Miti: Az karbonhidrat yemek ya da hiç yememek sizi zayıflatır
Suma Güreşçisi Miti: Öğün atlamak kilo vermenize yardım eder.
Fransız Paradoksu Miti: Fransızlar incedir çünkü şarap içip tereyağı yerler
Koruyucu Miti: Devletin gıda politikaları ve gıda endüstrisine ilişkin düzenlemeler sağlığımızı korur.

Bu mitlere inanarak kendimize dert çıkarıyoruz. Bunların kilo almaya nasıl katkıda bulunduğunu anlamak sizi ideal kilonuza ve en sağlıklı halinize kavuşmada başarılı olmanızı önleyen sayısız alışkanlık ve inançtan kurtulmanıza yardım edecektir. Bu yalanları keşfederek alınacak dersler size kilo kaybı ve sağlık hedeflerinizi bozan alışkanlık ve davranışları değiştirmek için pratik araçlar sağlayacaktır.

GÜNÜN ÖZETi

Kilo vermek sadece daha az yiyip daha fazla egzersiz yapmaktan öte bir şeydir.

Kilonuzla mücadele ediyor olmanız sizin suçunuz değil , çünkü beslenme davranışlarınız, ilkel beyniniz tarafından kontrol edilir. Beyninizin bu kısmı sizi açlıktan ölmekten korumak için tasarlanan ilkel bir hayatta kalma mekanizmasıdır.
Dinlenme halindeki metabolik hızınızdan daha fazla yemelisiniz, yoksa bedeniniz kıtlıkta olduğunu düşünür. RMR ya da dinlenme halindeki metabolik hızınızdan daha az yediğinizde, kilo vermek değil, almak eğiliminde olursunuz.
Diyet yapmayın! Çok az kalori alırsanız , uzun vadede kazancınız sadece kilolar olur.

Dr. Hyman’dan Özel Bir Not

Birincisi güncellenen bilgileri size ulaştırmanın bir yolunu bulmam gerekiyordu. İkincisi bazı bilgilerin çıktısını alma ve yanında taşımanın okuyucular için yararlı olabileceğini fark ettim. Buna bulduğum çözüm; www.ultrametabolism.com/guide adresinden erişebileceğiniz, sürekli güncellenen, dosya olarak indirilebilen bir rehber hazırlamak oldu. Bu rehberi bilgisayarınıza indirdikten sonra elinizde şunlar olacak:

1. Güncellenen testleri de içeren el altında bir rehber. Böylelikle sağlığınızı değerlendirmeye devam edebilirsiniz.
2.Kolayca çıktı alabileceğiniz ve yanınızda markete taşıyabileceğiniz bir alışveriş listesi.
3.Almanız gereken mutfak araç gereçlerinin listesi.
4.Ultra Metabolizmaya ulaşma çabanızda kaçınmanız ve beslenmenize katmanız gereken yiyeceklerin listesi.

“Benim sırrım hastalarıma asla kilo vermelerini söylememektir. Bedenlerine karşı değil, bedenleriyle uyumlu olarak nasıl hareket edeceklerini anlamalarına yardım ediyorum. Sağlıklarını bozan unsurları saptayıp ortadan kaldırmalarına ve sonra da başarılı olmak için neye ihtiyaçları olduğunu keşfetmelerine destek oluyorum. Kilo kaybı zahmetsizce ve kendiliğinden oluyor. Bu Ultra Metabolizmanın vaadidir. ”

Dr. Mark Hyman

Pilli oyuncak almayın

13 Ocak 2010 Yazan eSeR  
Kategori Sağlık

grlsksksPilli oyuncak almayın
Elektromanyetik radyasyon yayıyor…

Birçok çocuğun dikkatini çeken pilli oyuncaklar çok zararlı. Uzmanlar aileleri, çocukları mümkün olduğuca bu tür oyuncaklardan uzak tutması yönünde uyarıyor.

Çocuk Sağlığı Uzmanı Dr. Mustafa Tekin de pilli oyuncakların zararlı olduğunu ifade ederek, “Pilli oyuncakların elektromanyetik radyasyon yayması sebebiyle alınmamalıdır. Bu özellikle de 0-6 yaş arasındaki çocuklar için önemlidir” dedi.

Pastörize süt zararlı

13 Ocak 2010 Yazan eSeR  
Kategori Sağlık

sutuussPastörize süt zararlı
Vitamin ve minareller ölüyor…

Prof. Dr. Ahmet Aydın, pastörize sütün çocuklar için zararlı olduğunu söyledi. Aydın “Pastörizasyon sütün vitamin ve minerallerini öldürüp sindirim enzimlerini tahrip ediyor” dedi.

Çocuğun yanında sigara içmek suç olmalı

13 Ocak 2010 Yazan eSeR  
Kategori Sağlık

annessÇocuğun yanında sigara içmek suç olmalı
Çocuklar sigara dumanına maruz bırakılıyor.

İSTANBUL Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Abalı, “Çocukların yanında sigara içilmesi çocuk istismarı suçu kapsamında ele alınmalı’’ dedi. Doç. Dr. Abalı, “Birçok anne ve baba bilinçsiz bir şekilde çocuklarını sigara dumanına ve içindeki zararlı maddelere maruz bırakıyor.

Sigara dumanına maruz kalmak çocuklarda başta kanser riski ve solunum yolu hastalıkları olmak üzere gelişmekte olan sistemlere zarar veriyor. Çocuğunu gerçekten seven anne babanın onların yanında sigara içmeyeceğini bilmesi, bilmiyorsa yasaların bunu engellemesi gerekir. Anneler ve babalar kendi sağlıklarını düşünmüyorsa çocuklarının sağlığını düşünmeli’’ dedi.

Uykuya zorlamayın

13 Ocak 2010 Yazan eSeR  
Kategori Sağlık

uykusssdffdfUykuya zorlamayın
“Bebeklik dönemindeki uyku gereksinimi yaş ilerledikçe azalır. Zorla uyku uyunmaz.”

Çocuk ve Yetişkin Psikiyatrisi Klinik Şefi Dr. Zafer Atasoy “Bebeklik dönemindeki uyku gereksinimi yaş ilerledikçe azalır. Zorla uyku uyunmaz.
Sadece dinlenmek üzere yatırabilirsiniz” dedi.

Avatar’ı izlemek tehlikeli mi?

11 Ocak 2010 Yazan eSeR  
Kategori Manset, Sağlık

article-1262600757793-07bfd36c000005dc-210153_636x300

Avatar’ı izlemek tehlikeli mi?
Uzmanlar rekor kıran Avatar gibi üç boyutlu filmlerin bazı izleyicilerde başağrılarına yol açabileceği uyarısında bulundu.

1 milyar dolardan fazla gişe yapan James Cameron filmi Avatar, üç boyutlu filmlere talebi artırırdı ve hatta piyasayı yeni üç boyutlu televizyonlara yöneltti.

Ancak uzmanlar görüntüleri uzun süreli üç boyutlu olarak izlemenin başağrısına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Chicago’daki Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi’nde göz doktoru olan profesör Michael Roserberg, “Etrafta önemsiz göz sorunlarına sahip olan çok sayıda insan var. Sözgelimi ufak çapta kas dengesizliği gibi. Normal koşullar altında beyin bununla doğal yollarla başa çıkabilir. Yeni üç boyutlu filmler izleyicilere tamamen yeni bir algısal deneyim sunuyor. Bu yeni algısal deneyim daha fazla zihinsel çaba gerektiriyor ki bu da başağrılarını kolaylaştırıyor” diyor.

New York’taki Rochester Üniversitesi Tıp Merkezi’nde göz ve nöroloji profesörü olan Dr Deborah Friedman da yeni üç boyutlu filmlerin beynin şimdi ihtiyaç duyduğundan daha fazla çaba göstermesini gerektirdiğini ve bu farklılığın bazı insanlarda başağrısına yol açacağını belirtiyor.

Uzmanlar, üç boyutlu filmin izlenmesinden sonra başağrısının ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyan bir araştırmanın henüz yapılmadığını da ekliyor.

Sonraki yazılar »



Sohbet