Ladin’in ailesi bulundu
El Kaide liderinin ailesinin bir bölümü nerede yaşıyor?
İngiliz Times gazetesi, El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in ailesinin bir bölümünün, İran’da gizli bir yerde yaşadığını yazdı. Habere göre, Bin Ladin’in eşlerinden biri, altı çocuğu ve 11 torunu, Tahran’ın hemen dışındaki bir yerde yaşıyor. Times’a konuyla ilgili bilgi veren Bin Ladin’in 29 yaşındaki oğlu Ömer Usame Bin Ladin’e göre akrabaları 11 Eylül saldırılarından hemen önce Afganistan’dan ayrıldı ve İran sınırına yürüdü. Aile daha sonra Tahran dışında duvarlarla örülü bir yere götürüldü. Ömer Ladin ayrıca, akrabalarının normal bir yaşam sürdürdüklerini, yemek pişirip, televizyon izlediklerini ve kitap okuduklarını, nadiren de olsa alışveriş için dışarı çıktıklarını söyledi.
Depresyon cinsel yaşamınızı karartmasın

Depresyon ve cinsel sorunlar ilişkisinde olumsuz bir kısır döngü yaşanıyor. Bu döngü içerisinde depresyon cinsel sorunlara neden olurken, tam tersine cinsel sorunlar da depresyonu ağırlaştırabiliyor. Depresyonun etkisiyle yaptığı hiçbir şeyden zevk alamayan kişinin yetersizliği nedeniyle suçluluk duyacağına dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi’nden Psikolog Aylin Sezer şunları söylüyor:
“Yaşanan suçluluk duygusu depresyonun yarattığı kendine güvensizlik duygusunu besleyecek, bunun sonucunda kişi cinsellikten kaçınacaktır. Depresif sürenin uzaması, ağırlaşan umutsuzluk ve karamsarlık, cinsel istek kaybının yanında daha önce var olmayan cinsel sorunların ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Hasta cinsel hayatının tamamen sona erdiğini düşünerek depresyonunu daha ağır yaşamaya başlıyor.”
İstek kaybı, zevk alamama ve performans kaygısı her iki cins için ortak olsa da, depresyonun yol açtığı cinsel işlev bozuklukları erkeklerde ve kadınlarda farklılık gösterebiliyor. Psikolog Sezer’in verdiği bilgiye göre, kadınlar cinsel uyarılma, orgazmla ilgili problemler, vajinismus yaşarken, erkeklerde sertleşme kaybı, erken-geç boşalma sorunları ortaya çıkıyor.
Kadın-erkek rolleriyle ilgili yanlış inanışların da depresyonun yarattığı etkiyi artırdığına dikkat çeken Psikolog Aylin Sezer, “Depresyondaki kadınlar, daha fazla içe kapanmayı, hüzünlerini kendi içlerinde yaşamayı seçerken, erkekler yaşadıkları mutsuzluğu öfke patlamaları, riskli davranışlarla dışa vururlar. Mutsuzluk, hüzün hali, hayattan zevk alamama, kendine güvenin azalması cinselliğe olan yaklaşımı etkiler” diye konuşuyor.
Başaramama korkusu sorunun kalıcı olmasına neden oluyor
Cinsellik, performans kaygısı haline geldiği zaman başaramama korkusu ile cinsel işlev bozukluğunun kalıcı olması riski doğabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi uzmanlarından Uzman Psikolog Aylin Sezer tedaviyle ilgili şu bilgileri veriyor;
“Depresyonla gelen cinsel sorunlar, anti-depresan ilaç tedavisiyle daha da artabilir. Bugün depresyon tedavisi için kullanılan anti-depresan ilaçların büyük çoğunluğu yan etki olarak cinsel isteği azaltmaktadır. Sertleşmede azalma, vajinada kuruluk, orgazm yoğunluğunun düşmesi ve süresinin azalması bu yan etkiler arasında sayılabilir. Dolayısıyla, depresyonda zaten varolan cinsel sorunlar, ilaç tedavisiyle daha da artabilmektedir.
Fakat, depresyon tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapi birlikte yürütüldüğünde bu sorunlarla yapıcı bir şekilde başa çıkmak kolaylaşır. Tedavi sürecinde kişi sabırlı olmalı, sıkıntılarını eşiyle paylaşmalı ve onun desteğini almalıdır. İlaç tedavisi ile psikoterapinin beraber yürütüldüğü tedavilerde depresyonun iyileşmesi ile diğer problemler gibi, cinsel sorunların da ortadan kalktığı görülmektedir.”
Bel ağrısını ciddiye alın!
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Nöroşirurji Uzmanı Doç. Dr. Başar Atalay, bel ağrısının kireçlenmeden kansere kadar pek çok hastalığın belirtisi olabileceğini belirterek “Eğer bel ağrısı 2?3 günden fazla devam ederse, hafif olan ağrı şiddetlenirse, ayakta ve veya bacakta güç kaybı, his azalması, yürüyememe, dengesizlik, idrar büyük abdest kaçırma gibi durumlar ortaya çıkarsa mutlaka doktora gitmek gerekir” diyor. Atalay, “Bel ağrısında risk faktörleri açısından son yıllarda mesleksel faktörler ve bireyin genetik yapısı ön plana çıkmaktadır. Özellikle ağır bedensel iş gücü gerektiren işler, uzun süreli oturma ve araç kullanma gerektiren işler riskli olarak kabul edilmektedir. Ağır bedensel zorlanma gerektiren işlerde çalışma süreci uzadıkça bel ağrısı sıklığı da artmaktadır. Ayrıca psiko sosyal faktörler kesinlikle bel ağrısına yol açmakta veya geçmesini önlemektedir” derken bel ağrılarının altta yatan hastalığa göre değişik seyir gösterebileceğini söyledi.
Atalay, bel ağrısı tedavi edilmediğinde neler olabileceğini altta yatan hastalığa bağlarken, “Örneğin prostat kanserine bağlı kemik tutulumu olduğunda ve hasta bu belirtiyi dikkate almadığında hastalığın ileri bir aşamada fark edilmesi söz konusu olabilir. Kemik erimesine (osteoporoza) bağlı kırıkları olan hastada kırıkların tedavisiz kalması yeni kırıklara zemin hazırlayarak bel ağrısının ve deformitelerin kalıcı olmasına neden olabilir. Aynı şekilde yukarıda da saydığımız gibi ayakta veya bacakta güç kaybı ve felç, his azalması, yürüyememe, dengesizlik, idrar büyük abdest kaçırma, cinsel fonksiyon kaybı gibi durumlar oluşabilir” dedi.
Her yıl bir 1.7 milyon insanı öldürüyor
Bu hastalık çok tehlikeli!
Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alper Akınoğlu, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinin tüberküloz ile enfekte olduğunu belirterek, her yıl en az 1.7 milyon insanın bu hastalıktan hayatını kaybettiğini söyledi.
Çukurova Üniversitesi Tropikal hastalıklar Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde 3 gün süren uluslararası katılımlı tüberküloz tanı kursu düzenlendi.
Çevre üniversitelerden ve Verem Savaş dispanserlerinden 80 kişinin katıldığı kursta Türk görevli öğretim üyelerinin yanı sıra ABD-Teksas Üniversitesi ve Nepal-Katmandu Üniversitesinden 2 öğretim üyesi eğitmenlik yaptı.
Kursun açılışında bir konuşma yapan İl Sağlık Müdürü Dr. Aytekin Kemik; veremin bütün dünyada hala önemli bir sağlık problemi olmaya devam ettiğini belirterek, veremle savaşın devlet güvencesinde olduğunu anlattı.
Kemik, Tropikal Hastalıklar Araştırma ve Uygulama Merkezi ile birlikte “Bölge Tüberküloz laboratuvarı” olarak yılda 6 bin kuşkulu hastadan alınan balgam örneklerinin tüberküloz tanısı amacı ile değerlendirildiğini söyledi.
Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Alper Akınoğlu da dünya nüfusunun yaklaşık üçte birinin tüberküloz ile enfekte olduğunu ifade ederek, her yıl yaklaşık 9.7 milyon kişinin aktif tüberküloz geçirdiğini ve bu hastalarında en az 1.7 milyonunun kaybedildiğini vurguladı.
Rektör Akınoğlu, “Ülkemiz tüberküloz ile mücadelede başarılı bir performans sergileyerek, tüberküloz yayılımını kontrol altına alabilen düşük riskli ülkeler arasında yer almaktadır. Bu grupta yer alan ülkelerde laboratuar şartlarında tüberkülozlu hastaların yüzde 60′ı doğru tanımlanabilmiştir. Ancak öngörülen hedef tanı alan hasta oranını yüzde 70′lerin üzerine çekmektir.” diye konuştu.
Rektör Akınoğlu, tüberküloz tanısı için verilen hizmetlerden üniversite adına hiçbir maddi beklentilerinin olmadığını dile getirdi.
Sağlık Müdürlüğü ile yapılan ve genel halk sağlığını ilgilendiren her türlü faaliyeti, üniversitenin topluma karşı sorumluluğunun gereği olarak değerlendireceklerini belirten Akınoğlu, bu güne kadar bilimsel amaçlı 7 kursun düzenlendiği sözlerine ekledi.
2010′da seçim olmayacak
Bağış’tan Meclis’e çağrı: 2010′da Türkiye’yi AB yolunda şaha kaldıralım, 2011′de de iç siyasete döneriz
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, TBMM Genel Kurulunda, haftanın bir günü ya da ayın bir haftasında AB yasalarının görüşülmesi önerisinde bulundu.Egemen Bağış, gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
”AB yasalarıyla ilgili takvim var mı?” sorusu üzerine Bağış, ”Bakan olduğumdan bu yana Sayın Baykal’dan randevu bekliyorum. Ancak seçilmiş kişilere randevu verme adeti yok, demokrasi inancı yok” dedi.
Devlet Bakanı Bağış, ”Sayın Baykal’dan tekrar randevu ister misiniz?” sorusuna, şu yanıtı verdi:
”Sayın Baykal’la Konya’da uzun uzun görüştüm, huşu içinde görüşme imkanı oldu. Baykal, sendika yasasına destek vereceğini söyledi. Türk Ticaret ile Borçlar Kanunu Tasarılarının maddelerine baktıracak. Ancak Anayasa’ya sıcak değil.
Bütün partiler Anayasa Taslağı hazırlasınlar da görelim. Herkesin açık, gizli aleni gündemini görelim. ‘Kim daha sınırlı özgürlük anlayışında, kim daha çok laiklik, demokrasi istiyor’ görelim. Nasıl bir Türkiye hayalleri varsa, onun taslağını ortaya koysun. Çağdaş, medeni, modern, bir Anayasa yapalım. Sivil toplum örgütleri, hatta bireyler de ‘benim şöyle bir Anayasa hayalim var’ diye ortaya çıksın.”
-”2010 YILI SEÇİM YILI OLMAYACAK”-
Başka bir soru üzerine Egemen Bağış, 2010 yılının seçim yılı olmayacağını, gelecek yıl iktidar ve muhalefetin birlikte AB yasalarını geçirilebileceğini kaydetti.
”Benim bir çağrım var” diyen Bağış, ”Haftanın bir günü ya da ayın bir haftasını AB yasalarına ayıralım. 2010′da Türkiye’yi AB yolunda şaha kaldıralım, 2011′de de iç siyasete döneriz” diye konuştu.
Bakan Bağış, bu düşüncesini TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’e aktarıp aktarmadığının sorulması üzerine, ”Evet söyledim, kendisi düşünecek” dedi.
Borçlar ve Ticaret Kanunu Tasarılarının siyasi yönü olmadığını ifade eden Bağış, ”Ama bütçede çıkıp konuşanlar, hep bütçenin dışında konuşuyorlar” diye konuştu.
Devlet Bakanı Bağış, ”Gerçekten AB’ye girmek istiyorsak, bunu yapabilmemiz lazım. Pasaportları değiştirmemiz, biyometrik pasaportla devam etmemiz lazım. Sınır güvenliği teşkilatı kurulması lazım” dedi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast girişimi de sorulan Bağış, ”İnanmak istemiyorum, içim kararıyor. Bu işin üzerine gidilecek, Türkiye’nin imajını bozan bu tür şeyler son bulacak” diye konuştu.
Olayı MGK’ya götüreceğim”
Arınç, suikast iddialarıyla ilgili konuştu: “Kamera görüntülerini izledim, diğer bilgi ve belgeleri gördüm, meseleyi öğrendim. Gerçekten olayın boyutu çok ciddi
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, kendisine yönelik suikast planı iddialarıyla ilgili Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar’a konuştu. Arınç, olayı MGK’ya taşıyacağını söyleyerek, “Kamera görüntülerini izledim, diğer bilgi ve belgeleri gördüm, meseleyi öğrendim. Gerçekten olayın boyutu çok ciddi” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Gül dede oluyor
1.5 ay sonra torununu kucağına alacak
CUMHURBAŞKANI Gül’ün 1.5 ay sonra torunu olacak. İki yıl önce Mehmet Sarımermer’le evlenen Kübra Gül’ün 7.5 aylık hamile olduğu öğrenildi. Hayrünnisa Gül, ilk torunu için Bağdat Caddesi’nde bebek alışverişi yapıyor. 1950 doğumlu Abdullah Gül, 59 yaşında dede olurken, 1965 doğumlu Hayrünnisa Gül ise 44 yaşında anneanne olacak. Müstakbel anne Kübra Gül Sarımermer de, 24 yaşında ilk çocuğunu kucağına alacak.
Komutanlara hakkımı helal etmiyorum”
İntihar eden Yarbay’ın mektubu…
İntihar eden Yarbay Ali Tatar’a, tutuklandığı zaman “komutanlara suikast”
iddiaları hakkında tek bir soru dahi sorulmadığı öğrenildi. Tatar’a, Çağdaş
Yaşamı Destekleme Derneği ile olan işbirliği ve eski Jandarma Komutanı Org. Şener Eruygur’un Doğu Perinçek ile yaptığı iddia edilen toplantı sorulmuş. Tatar’ın “Çok üzgünüm. Komutanlarım bu durumu bildiği halde bana sahip çıkmadılar. Onlara hakkımı helal etmiyorum” dediği mektubunu ise “Karanlıkları aydınlatmak için kendimi feda ediyorum. Hoşçakalın” sözleriyle bitirdiği belirtildi
HAKKINDA ikinci kez tutuklama kararı verilmesi üzerine 19 Aralık Cumartesi günü sabahı intihar eden Deniz Öğretmen Yarbay Ali Tatar’a “komutanlara suikast” iddiaları hakkında tek kelime sorulmazken, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile işbirliği ve cezaevindeki Doğu Perinçek ile toplantı yaptığı iddiaları üzerinde durulduğu ortaya çıktı. Öte yandan, teğmenlerin evinde ele geçen bir belgede adı bulunan albayların da bu konuda ifadelerinin alınmadığı öğrenildi.TUTANAKTAKİ SORULAR
Ancak, Yarbay Tatar’a bir ihbar mektubunda “ÇYDD ile irtibata geçilerek, burada yetiştirilen ve ÇYDD bursu ile okuyan çocukların Deniz Harp Okulu’na alınacağı” iddiası da ifade tutanağına şu kelimelerle yansıdı: “Şüpheliden soruldu: ÇYDD ile herhangi bir irtibatım yoktu dedi…”
Yarbay Tatar’a şu iddia da yöneltildi: “Mayıs 2008’de, Beylerbeyi Deniz
Eğitim ve Öğretim Komutanlığı’nda, eski Jandarma Genel Komutanı Org.
Şener Eruygur, Doğu Perinçek’le bir toplantı yaptı ve burada size “köprü
personel” görevi verildi mi?”
Yarbay Ali Tatar bu soruya; belgeden haberi olmadığını, köprü personel
iddiasını kabul etmediğini, böyle bir toplantının yapılmadığını, Perinçek’i de
basından tanıdığını söyleyerek yanıt verdi. Yarbay Ali Tatar’ın ifade sırasında
farkına varmadığı bir durumu ise Avukatı İhsan Nuri Tezel ortaya çıkardı
ve bunu Ali Tatar hakkında tahliye talebinde bulunduğu 14 Aralık tarihli
dilekçesinde şu ifadelerle ortaya koydu:
‘BELGE GERÇEĞE AYKIRI’
“Bu toplantının Mayıs 2008 tarihinde yapıldığı belirtilmektedir. Doğu
Perinçek Şubat 2008 itibarıyla tutuklanmıştır. Bu bahisle böyle bir
toplantıya katılması mümkün değildir. Yani böyle bir toplantı yoktur ve belge
gerçeğe aykırıdır.”
‘Hakkımı helal etmiyorum’
İNTİHAR eden Yarbay Ali Tatar’ın eşinin yanı sıra “silah arkadaşlarına”
da mektup yazdığı ortaya çıktı. Tatar’ın 15 Aralık’ta, Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı’na ve arkadaşlarına yazdığı mektupları avukatına vererek yerlerine ulaştırmasını istediği öğrenildi. Ancak Tatar, 16 Aralık’ta tahliye
olunca, avukatı bu mektupları kendisine iade etti. Tahliye olmasından üç gün sonra hakkında tekrar tutuklama kararı çıkan Tatar’ın, eşi, kardeşi ve yakınlarına “bu onursuzluğu kaldıramayacağını” söylediği öğrenildi.
İNTİHARA GİDEN SÜREÇ
HABERTÜRK’ün aldığı bilgiye göre Ali Tatar’ın, arkadaşlarına yazdığı
mektupta “komplo ve iftira dolu bir karalama ile karşı karşıya olduğunu”
belirttiği ve sıkıntısını “Suçsuz yere cezaevine girdim, tekrar cezaevine
girmemi istiyorlar” sözleriyle ifade ettiği öğrenildi. Tatar’ın “Çok üzgünüm.
Komutanlarım bu durumu bildiği halde bana sahip çıkmadılar. Onlara
hakkımı helal etmiyorum” dediği mektubunu ise “Karanlıkları aydınlatmak için kendimi feda ediyorum. Hoşçakalın” sözleriyle bitirdiği belirtildi.
ANDIÇ’A TAKİPSİZLİK
ÇEVİK BİR HAKKINDA KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA KARAR VERİLDİ
Genelkurmay İkinci Başkanlığı görevinde bulunduğu dönemde hazırlandığı ortaya çıkan ‘andıç’la ilgili Emekli Orgeneral Çevik Bir hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.
TBMM’de milliyetçilik tartışması
AK Parti’li Hamza Yerlikaya ile MHP’li Oktay Vural atıştı..
TBMM’de 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddeleri üzerindeki görüşmelerde AK Parti Grubu adına söz alan Sivas Milletvekili Hamza Yerlikaya, MHP sıralarına “Bu ülkede milliyetçilik sizin tekelinizde mi” siye seslendi. Oktay Vural’ın ‘Hadi milliyetçiyim de o zaman’ şeklinde karşılık vermesi üzerine Yerlikaya şunları söyledi:”Ben milliyetçiyim. Ülkemi ve milletimi seviyorum. Hayatımın 20 yılını millet temsiliyle geçirdim. Bayrak, millet ne demek çok iyi bilirim. O bayrağı taşımanın şerefini yaşadım. İstiklal Marşı’nı söylemenin şerefini yaşadım.”
Tartışma, Yerlikaya’nın kürsüden inmesinin ardından da devam etti. Birleşimi yöneten TBMM Başkanvekili Nevzat Pakdil, “Dünya ve Olimpiyat şampiyonu bir arkadaş, Türk bayrağını dalgalandırmak için gözyaşı dökerken onun vatanseverliğini sorgulamak uygun oluyor mu” dedi.
MHP Konya Milletvekili Faruk Bal, Pakdil’in bu sözlerine, “Dünya ve olimpiyat şampiyonu dediğiniz zat bir milletvekilinin vekilliğini yapmıştır. Siz de onun vekilliğini yapıyorsunuz” karşılığını verdi.




